AKŞEMSEDDİN'İN SIRRI: İSLAMBOL 'DAN GÖYNÜK'E

AKŞEMSEDDİN'İN SIRRI: İSLAMBOL 'DAN GÖYNÜK'E
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Yıl 1453… İslambol’un üzerine çöken akşam güneşi, Haliç’i erimiş bir bakır levhaya dönüştürmüştü. Şehir zaferle kaynıyordu. Mehterin kösü göğüs kafeslerini titretiyor, saray avluları ağır gül yağı, tütsü ve terle karışık zafer kokuyordu. Mermer sütunlar sıcağı kusuyor, altın varaklar gözleri dağlıyordu. Akşemseddin, bu şaşaanın ortasında ruhunda dar bir ayakkabının sıkması gibi ince, sızılı bir baskı hissetti. Bu alkışlar, bu mermer soğukluğu…

Kalbindeki o nazenin "Hû" sesini bastıran kaba bir uğultuydu. Şafak henüz mor bir çizgiyken yola düştü. Marmara’nın nemli sıcağı yerini Bolu Dağları’nın keskin ayazına bıraktı. Artık etraf sarayın o göz alıcı kırmızısı değil; dumanlı bir gri ve sonsuz bir zümrüt yeşiliydi. Atının nalları Göynük vadisinin çakıllarına değdiğinde, kasaba devasa çam ormanlarının arasına gizlenmiş bir sır gibi duruyordu. Vadiye süt beyazı, yoğun bir sis çökmüş; ahşap evlerin çatılarını hayaletimsi bir tülle örtmüştü. Hava bıçak gibi keskin ve soğuktu. Atından indi. Çizmeleri, sonbaharın çürüttüğü gazellerin, ıslak yosunların içine gömüldü. Derin bir nefes aldı. Bu koku İslambol’da yoktu. Bu; yağmur yemiş kara toprağın, dağ kekiğinin ve tüten meşe odununun isli, genzi yakan ama ruhu yıkayan kokusuydu. Yamaçlara tünemiş ahşap konaklar, toprağın içinden büyümüş mantarlar gibi sessizdi.

Aşağıda akan dere hırçın bir gürültüyle taşlara çarpıyor, su zerrecikleri insanın yüzüne serin bir buse gibi konuyordu. Akşemseddin, gövdesi derviş yüzü gibi yarıklarla dolu yaşlı bir çınarın altına yürüdü. Elini o soğuk, pürüzlü gövdeye yasladı. Yanındaki talebesi soğuktan titreyerek, sarayın sıcak hamamlarını arayan gözlerle sordu: "Efendim… Cihanın kalbi İslambol'da atarken, neden bu ıssız, bu taş ve ağaçyığını?"Akşemseddin, sakalına düşen çiğ tanesini sildi. Sisi yarıp geçen bakışlarını, yamaca dikti: "Evlat," dedi, sesi suyun şırıltısına karışarak. "İslambol’da taşlar konuşur, insan susar. Burada ise taşlar susar, vicdan konuşur. Bak, ağaçlar rükûda, dağlar kıyamda. İslambol tenin saltanatıydı, Göynük ruhun gurbetidir." Yerden ıslak, buz gibi bir taş alıp avucunda sıktı. Soğukluk damarlarına işledi. "Bize bu soğukluk lazım. Nefsin ateşini ancak bu dağların rüzgârı, bu suyun ayazı söndürür."

Akşemseddin o gün Göynük’e girdiğinde, arkasında bıraktığı sadece bir şehir değildi; kibri, şöhreti ve "ben" diyen o sesi surların ardında bırakmıştı. Vadinin o koyu, o ıslak, o reçine kokulu karanlığına bir mum gibi değil, bir ayna gibi girdi. Ve Göynük, o günden sonra bir daha asla sıradan bir kasaba olmadı. O günden sonra bu vadiye yağan her kar tanesi, Akşemseddin’in sarığını; esen her rüzgâr, onun hırkasının hışırtısını hatırlattı.


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

4 yorum yapılmış

  • Yunus Emre yaman (2 hafta önce)
    Ağzına kalemine yüreğine sağlık yazıyı okurken gözümüzde canlandı tarih başarılarınızın devamını dilerim
    %67
    %33
    Yanıtla
  • Yaşar Kurt (2 hafta önce)
    Çok güzel anlatılmış ve şehir aynı güzellik ve dinsel duyguları yansıtan yaşayan durumunu halen muhafaza etmektedir ; gezip görülmesi o havayı teneffüs edilmesigereken bir yer.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • İsmail KÖSE (2 hafta önce)
    Öncelikle sizi tebrik ediyorum Farklı bir yorumlama tekniğiniz var Masalımsı bir dil kullanarak Okuyucuyu sıkmamışsınız
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Veli (2 hafta önce)
    Ağzına yüreğine sağlık ancak Akşemseddin Hz. Kibri , Şöhreti Ben olmayı islamboldan çok önce bırakıp Şeyh’lik mertebesine ulaşmış idi bu bilgi ve benzetme burada yanlış olur Hacı Bayram veli Hz. Yanında islamiyetin nuru ile nurlanmış bir zattır kaynaklarınızı daha iyi değerlendiriniz. Saygılar
    %100
    %0
    Yanıtla