ÇAĞRI – The Message - 2
- Telegram
Dedik ya, Mustafa Akkad yılmaz bir karaktere sahipti diye;Fas’tan adeta kovulunca soluğu Libya’da, Albay Muammer Kaddafi’nin yanında aldı. Filmden ve o güne değin çektiği sıkıntılardan bahsederek filmin çekimleri tamamlanmış bazı sahnelerinin ham halini izletmeyi teklif etti. Kaddafi sessiz ve pür dikkat izlediklerinden çok etkilendi ve Akkad’a “Her şeyi toparla Libya’ya gel. Gereken her şeyi ben tamamlayacağım” dedi. Tek şartı Libya halk kahramanı olan Ömer Muhtar’ın hayatının da Akkad tarafından filme çekilmesiydi.
Film bin bir güçlüğe rağmen tamamlandı tamamlanmasına ama eksik bir parça vardı: Müzikler. Akkad, bu iş için Fransız besteci Maurice Jarre’dan başkasını düşünmüyordu. Jarre, Arabistanlı Lawrence adlı film için yaptığı müziklerle Oscar ödülü almış bir sanatçıydı. Besteci aynı zamanda 80li yılların sonu 90lı yılların başında çok revaçta olan ve New Age adı verilen müzikal akımın Kitaro ile birlikte en önemli temsilcilerinden biri olan Jean Michel Jarre’ın da babası.
Maurice Jarre Çağrı’nın müziklerini çölde bir çadırda 2 ay tek başına kalarak besteledi. Jarre bu süreçte Akkad’ın kendisine getirdiği İslami kaynakları geceleri okuyor, gündüzleri ise 50 dereceyi bulan sıcaklıkta müzikleri besteliyordu.
Ekim 1974’ten Mayıs 1975’e değin sürdü çekimler. Film, 1976 yılının temmuz ayında Londra’da prömiyerini yaptı. Filmin aslında Muhammed, Allah’ın Elçisi olan adı, gelen tehdit telefonları yüzünden Çağrı’ya dönüştürüldü. Bu değişiklik ile yönetmen, afişler dahil birçok şeyi yenilemek zorunda kaldı ve bu süreç bile 50 bin Sterlin’e maloldu.
Akkad İngilizce olarak çektiği Çağrı ile aynı zaman diliminde Er-Risale adıyla Arapça versiyonunun da çekimlerini tamamladı. Hatta Çağrı’da oynayan bazı oyuncular Arapça versiyonda da farklı ya da aynı rollerde boy gösterdiler. Er-Risale, İngilizce konuşan oyuncu kadrosu ile çekilen her sahneden hemen sonra, aynı teknik ekip ile aynı sette Arap kökenli oyuncularla Arapça olarakyeniden çekildi.
Filmin Türkiye’de vizyona girmesi, prömiyerinden ancak bir yıl sonrayı buldu. Dublajlı hali neredeyse 1 yıla yakın bir süre vizyonda kalarak rekorlar kırdı.
Yeri gelmişken Türkçe dublaj kadrosundan da bahsetmeden geçmek olmaz. M. Ali Erbil’in babası Sadettin Erbil’in yönetmenliğinde, her biri birer tiyatro ve seslendirme efsanesi olan Agâh Hün (Hz. Hamza) , Fuat İşhan (Bilal-i Habeşi), Alev Emre (Hind binti Utbe), Toron Karacaoğlu(Cafer bin Ebu Talip), Muhip Arcıman (Utbe bin Rebia), Pekcan Koşar (Ebu Cehil), Güner Ümit (Ammar), Kamran Usluer (Vahşi), Rıza Tüzün (Ebu Talip), hatta Şener Şen (Yasir) filmdeki karakterlere Türkçe olarak hayat verdi.
Yönetmen Mustafa Akkad 1976’da verdiği bir röportajda filmle ilgili olarak şunları söylemişti:
“Filmi yaptım çünkü bu benim için kişisel bir şeydi. Bir film olarak yapım değerlerinin yanı sıra hikayesi, merak uyandırması, draması var. Tüm bunların yanı sıra kişisel bir şey olduğunu düşünüyorum; Batı'da yaşayan bir Müslüman olarak İslam hakkındaki gerçekleri anlatmanın benim görevim olduğunu hissettim. Bu 700 milyon takipçisi olan bir din, ancak hakkında bu kadar az şey bilinmesi beni şaşırttı. Bu köprüyü, bu boşluğu batıya taşıyacak hikâyeyi anlatmam gerektiğini düşündüm.”
Filmde Hz. Muhammed'in ruhaniyetine olan saygıdan ötürüsilueti dahi gösterilmedi. Karakterlerin Hz. Muhammed'le olan sahnelerinde kamera üzerinde bir ampul kullanıldı.Akkad'ın arkadaşı olan İslam alimi Halid Ebu el-Fadl, peygamberin tasvirini "Peygamberi göstermeden bir insan haline getirmenin bir yolunu bulmak... Bu fikir dahiceydi" diyerek övdü. Filmde ayrıca Hz. Ali de açıkça gösterilmedi. Savaş sahnelerinde, sahip olduğu kılıç olan çift ağızlı zülfikâr ile simgeleştirildi.
Çağrı’nın yönetmeni Mustafa Akkad hayatının son on yılını Selahaddin Eyyubî'nin hayatını konu edecek bir film için sponsor arayarak geçirdi. Bu film için İstanbul Büyükçekmece'de bir set bile kurdu ancak sponsor bulamadığı için ABD'ye döndü.
9 Kasım 2005'te Ürdün'ün başkenti Amman'da, el kaide tarafından uluslararası üç otele düzenlenen intihar saldırılarında ağır yaralandı, 11 Kasım günü ise hayata gözlerini kapadı. Kızı Rima da aynı saldırılarda vefat etti.
Bunca şeyden de anlaşılıyor ki severek izlediğimiz bazı işler öyle kolay kolay ortaya çıkmıyor. Bugün televizyonu açıp iki-üç saat keyifle izlediğimiz bir filmin arkasında yıllara yayılan mücadeleler, kırılan umutlar ve vazgeçmek nedir bilmeyen inatçı insanlar yatıyor. Belki de Çağrı’yı bu kadar özel yapan şey yalnızca anlattığı hikâye değil; onu anlatabilmek için verilen büyük savaştır.
























