YAZI YAZMANIN KİMSEYE SÖYLEMEDİĞİM TARAFI

YAZI YAZMANIN KİMSEYE SÖYLEMEDİĞİM TARAFI
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Yazı yazmak, dışarıdan bakıldığında düzenli bir masa, bir bilgisayar, bir fincan kahve ve akan cümlelerden ibaret sanılır.Oysa amatör bir yazar olarak sıklıkla dile getirmediğim tarafı şudur: Yazı çoğu zaman bir rahatlama değil, aslında bir yüzleşmedir. Bilgisayarın başına oturduğumda sadece kelimelerle uğraşmakla yetinemem, kendimle de baş başa kalırım. Kimi zaman kaçtığım düşünceler, çözümü için kafa yormayı ertelediğim sorular, eşimle ya da çok samimi bir dostumla paylaşabileceğim ölçüde bastırdığım duygular tam da o an sıraya girerler. Yazı, bir bakıma saklanmaya çalıştığımyerleri tek tek işaret eden bir ispiyoncudur.

Okuyucu, yazdığım yazının en son hâlini görür. Oysa silinen kelimeler hatta paragraflar, yayınlanmasını ertelemeyi seçtiğim, bir bakıma olgunlaşması için dinlendirdiğim taslaklar da vardır. En çok da kendime yakıştıramadığım itiraflar, ağzıma geleni sayıp dökmek istediğim kavgaların uzantıları silinir. Çünkü yazı, ne kadar başkalarına hitap ederse etsin, yazarı olarak önce beniele verir. İnsan bazen gerçeği söylemekten değil, gerçeği fark etmekten korkar. Yazı da aslında bu korkuyu canlı tutan bir nöbetçidir.

Yazarken güçlü görünmek zorunda olduğumu düşündüğüm zamanlar olur kimi kez. Okur karşısında sarsılmaz, tutarlı, ne söylediğini bilen biri olmayı, lafı tam da gediğine koyabilmeyi isterim. Ama yazmanın ve yazının bana öğrettiği en sert şey şudur: Güçlü cümleler çoğu zaman zayıf anlardan doğar. Emin olmadığım, kararsız kaldığım, hatta yenildiğimi hissettiğim zamanlar klavyeden ekrana ulaşan, belki de en dürüst halimin yansımasıdır. Bu yüzden yazı, bir başarı hikâyesi değil; çoğu zaman bir hesaplaşma tutanağıdır.

Bir de beklenti tarafı var elbette. Bu beklenti de yazının anlaşılması, okuyucuda karşılık bulması, ilgili yerlerde yankı bulması… Bunlar genellikle konuşulmaz ama hissedilir. Okunmadığını düşündüğün bir yazı, bir sağır odada yüksek sesle konuşmak gibidir. Haykırmanıza rağmen yankı yoktur. İşte o an insan kendine şu soruyu sorar: “Yazmakla, beyhude bir çaba mı gösteriyorum acaba?” Cevap çoğu zaman “hayır”dır.Çünkü yazılmayan bir yazı, insanın içinde daha çok yer kaplar.

Yazı yazmanın kimseye söylemediğim tarafı belki de en sade noktasıdır: Yazmasam eksik kalırım. Anlaşılsam da anlaşılmasam da, beğenilsem de görmezden gelinsem de… Yazı benim için bir şeyler anlatmaktan çok dayanmaktır. Hayata, olup bitenlere, ahlaksızlığa, hatta kendime karşı ayakta kalma biçimidir. O yüzden bazen yazma eyleminin yükü ağır gelir amabilirim ki bırakırsam bu yük daha da ağırlaşır. Çünkü yazı, sustuğumda beni terk etmez.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.