Göynük'te Bir Bayram Sabahı
- Telegram
Göynük’te bayram sabahı, güneş Zafer Kulesi’nin ardından ağır ağır yükselirken
başlar. Ahşap evlerin cumbalarına altın rengi bir ışık düşer, taş sokaklardan
sıcak ekmek kokusu geçer, kapı önlerinde bayramlık ayakkabılar sessizce
sahiplerini bekler.
O sabah Yusuf, herkesten önce uyandı.
Çünkü bu, dedesiz geçireceği ilk bayramdı.
Dedesi Hüseyin Efendi, her bayram namazından sonra onu Göynük sokaklarında
gezdirir; yaşlıların ellerini öptürür, çocuklara şeker dağıttırır, her köşede eski
bir hatıra anlatırdı.
“Bayram,” derdi, “insanın birbirini hatırlamasıdır.”
Yusuf, evin kapısından çıkarken eşiğin üzerinde küçük bir zarf gördü. Üzerinde
titrek bir yazıyla şu cümle vardı:
“Bayram sabahı yalnız yürünmez.”
Zarfın içinden dedesinin yazısıyla yazılmış kısa bir not çıktı:
“Önce çınarın altına git.”
Yusuf’un kalbi hızlandı. “Acaba bu yazıyı kim bıraktı diye gerçirdi içinden”. Dar
sokaklardan yürüyerek çınarın yanına vardı. Ağacın dibinde dedesinin mavi
işlemeli mendili duruyordu. İçinde ikinci bir not vardı:
“İlk selamını, kapısı en sessiz çalınan eve ver.”
Yusuf hemen anladı. Mahallenin sonunda yalnız yaşayan Fatma Nine’nin evine
gitti. Kapıyı çaldığında yaşlı kadının yüzü bir anda aydınlandı.
“Deden de her bayram önce bana gelirdi,” dedi.
Sonra Yusuf’a küçük bir kutu uzattı. Kutunun içinde eski bir anahtar ve bir not
vardı:
“Göynük’e yukarıdan bak.”
Yusuf, Zafer Kulesi’ne doğru yürüdü. Merdivenleri çıkarken aşağıda bayram
sabahına hazırlanan kasabayı gördü: kapıları açılan evler, camiye giden
insanlar, pencerelerden el sallayan nineler, çocuk sesleri, kolonya ve şeker
kokusu…
Kulenin taş duvarındaki küçük oyuğa anahtarı yerleştirdi. İçinden eski bir defter
çıktı.
İlk sayfasında şöyle yazıyordu:
“Yusuf’a, büyüdüğünde unutmaması için.”
Defterde Göynük’ün eski bayramları vardı. Dedesinin çocukluğu, babasının ilk
bayramlığı, çınarın altında barışan iki eski dost, yalnız kalmasın diye kapısı
çalınan insanlar…
Son sayfada ise tek bir cümle yazıyordu:
“Ben yanında olmasam da, sen birinin kapısını çaldıkça ben
seninle yürürüm.”
Yusuf defteri göğsüne bastırdı.
Bayram namazı için camiye indiğinde babası sordu:
“Neredeydin oğlum?”
Yusuf gözleri dolu dolu gülümsedi.
“Dedemle yürüdüm,” dedi.
Babası onun çocuksu haline gülümsedi, çünkü dedesini hiç unutamamıştı Yusuf.
O sabah Göynük’te güneş biraz daha parladı. Taş sokaklar insan sesiyle ısındı.
Çınarın yaprakları hafifçe titredi.
Ve Yusuf anladı:
Bazı bayramlar sadece kutlanmaz.
Bazı bayramlar, insanın kalbine yazılır.
Ama aklında tuhaf bir soru vardı o zarfı ona kim bırakmıştı…
























