21.08.2026 Tarihli Cuma Günü Yazısı

21.08.2026 Tarihli Cuma Günü Yazısı
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Değerli Meslektaşlarım,

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; bir kurumu güçlü kılan yalnızca sahip olduğu yetkiler, imkânlar veya köklü geçmişi değildir. Kurumların asıl gücü; mensuplarının ortak bir ülkü etrafında birleşebilme iradesinden, birbirlerine duydukları güvenden, mesleklerine olan sadakatlerinden ve kişisel beklentilerinin üzerinde tuttukları kurumsal sorumluluk bilincinden doğar.
Birlik ve beraberlik; herkesin aynı düşünmesi, her konuda aynı kanaati paylaşması demek değildir. Aksine fikir ayrılıkları, farklı değerlendirmeler ve daha başarılı olabilmek için ileri sürülen değişik görüşler, yaşayan ve gelişen bir kurumun tabii zenginliğidir. Hakikate giden yol, çoğu zaman farklı düşüncelerin özgürce ifade edilmesiyle, aklın akılla sınanmasıyla ve ortak vicdanın sesine kulak verilmesiyle bulunur.
Ancak burada belirleyici olan; ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimizdir. Tartışmalarımızın birbirimizi kırmadan, kişilikleri hedef almadan, nezaket ve meslek vakarını koruyarak yürütülmesi gerekir. Herkesin düşüncesini açıklama hakkına saygı göstermek, sadece demokratik bir erdem değil; aynı zamanda hukukçu kimliğimizin ve aldığımız eğitimin zorunlu bir sonucudur. Hiçbir görüş ayrılığı; kurum mensuplarının, çalışanlarımızın ve hizmet sunduğumuz insanların huzurundan, kurumumuzun saygınlığından ve âli menfaatlerinden daha önemli değildir. Tartışmaların kazananı olabilir; fakat kurum zarar görmüşse gerçekte hepimiz kaybetmişiz demektir. Çünkü yargı, sıradan bir kamu hizmeti değildir. Yargı; devletin adalet yüzü, milletin güven kapısı, toplumsal barışın ve huzurun en güçlü teminatıdır. Hâkimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik mesleklerinin her biri, adalet idealinin birbirini tamamlayan vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu mesleklerin mensupları; aldıkları hukuk eğitimi, sahip oldukları Anadolu irfanı, yılların kazandırdığı bilgi ve tecrübe, aziz Türk milletine hizmet aşkı, mesleklerine ve meslektaşlarına duydukları sevgi ve bağlılıkla çok büyük bir sorumluluk taşımaktadır.
Bizler, şahsi meselelerimizin ve geçici kırgınlıklarımızın ötesinde bir görevin emanetçileriyiz. Omuzlarımızda milletin adalete olan inancı, devletin itibarı ve gelecek nesillerin hukuk düzenine duyacağı güven bulunmaktadır. Bu sebeple davranışlarımızı küçük hesaplar değil, büyük sorumluluklar belirlemelidir.
İnsan ömrünün faniliğini ortaya koyan bazı hesaplamalara göre, 65 yaşına ulaşmış insanların bugün hâlâ hayatta bulunanlarının oranı, en iyimser değerlendirmelerde dahi yüzde 5,5 ile yüzde 9,5 arasında değişmektedir. Başka bir ifadeyle, bu yaşa ulaşan yaklaşık her on kişiden yalnızca biri bugün hayattadır. Bu çarpıcı tablo bize yalnızca ömrün ne kadar sınırlı olduğunu değil; sahip olduğumuz zamanın, makamların ve fırsatların ne kadar kıymetli olduğunu da hatırlatmaktadır. Ömür kısa, makamlar geçici, unvanlar emanettir. Kalıcı olan; ardımızda bıraktığımız güven, yaptığımız hizmet, koruduğumuz hukuk, dokunduğumuz hayatlar ve meslektaşlarımızın gönlünde edindiğimiz yerdir. Öyleyse bize verilmiş bu sınırlı zamanı birbirimizi yıpratarak, küçük hesapların peşinde koşarak ve gönüller kırarak tüketmenin kime ne faydası olabilir?
Unutmayalım, birbirimizi zayıflatmak, gerçekte kendimizi ve içinde bulunduğumuz kurumu zayıflatmaktır. Kişisel ihtiraslarımız, geçici beklentilerimiz veya küçük menfaatlerimiz uğruna kurumun başarısızlığına yol açacak bir yolu tercih etmek; yalnızca bir yönetim yanlışı değil, emanete karşı ağır bir sorumsuzluktur. Çünkü başarısızlık hâlinde zarar görecek olan yalnızca belli kişiler değildir. Kurumun itibarı sarsılacak, çalışanların aidiyet duygusu zedelenecek, hizmetlerin niteliği düşecek ve nihayetinde kuruma güvenerek kapısını çalan vatandaşlarımız bundan olumsuz etkilenecektir.
Biliyoruz ki güven yıllar içinde, büyük emeklerle inşa edilir; fakat bir anlık öfke, ölçüsüz bir söz veya küçük bir hesap uğruna kısa sürede kaybedilebilir. Kurumlarımızın saygınlığı hepimizin ortak servetidir. Bu serveti korumak, şahsi çıkarlarımızı değil kurumun geleceğini düşünmek ve gerektiğinde nefsimizden fedakârlık etmek hepimizin müşterek görevidir.

Bizlere düşen; farklılıklarımızı ayrışmanın değil zenginleşmenin vesilesi yapmak, birbirimizin eksikliğini teşhir etmek yerine tamamlamak, başarıyı kişilere değil kuruma mal etmek, yanlış karşısında susmadan fakat doğruları da kırmadan söyleyebilmektir. Liyakatten, hukuktan, adaletten ve meslek ahlakından ayrılmadan; aklın rehberliğinde, vicdanın sorumluluğunda ve Anadolu irfanının kuşatıcı diliyle hareket etmektir.

Benim inancıma göre, insanları aynı çatı altında tutan yalnızca mevzuat ve hiyerarşi değildir. Asıl bağ; karşılıklı güven, vefa, saygı, adalet duygusu ve ortak bir ideale duyulan sadakattir. Birlik, aynı düşünmek değil; farklılıklarımıza rağmen aynı büyük amaç uğrunda omuz omuza durabilmektir. Beraberlik, birbirimizin her sözünü tasdik etmek değil; birbirimizin hukukunu ve onurunu her şartta koruyabilmektir. Bütünlük ise kişisel menfaatleri kurumun âli menfaatlerinin gerisinde tutabilecek bir ahlak ve karakter meselesidir.

Gelin, bize emanet edilen zamanı ve makamları birbirimizi yıpratmak için değil, birbirimizi güçlendirmek için kullanalım. Kırgınlıkları büyütmek yerine gönülleri onaralım. Fikirlerimizi özgürce söyleyelim; fakat sözü silaha, eleştiriyi husumete, farklılığı ayrılığa dönüştürmeyelim. Başarıyı paylaşalım, sorumluluğu birlikte üstlenelim ve kurumumuzun itibarını her türlü kişisel hesabın üzerinde tutalım. Çünkü bizler gelip geçeceğiz; fakat hizmet ettiğimiz kurumlar yaşayacak, verdiğimiz kararların ve yaptığımız işlerin sonuçları milletimizin hayatında varlığını sürdürecektir. Öyleyse geride kırgınlık değil kardeşlik, çekişme değil dayanışma, küçük hesaplar değil büyük hizmetler bırakalım. Birbirimize karşı değil, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı mücadele edelim. Gücümüzü ayrılıklarımızdan değil, ortak değerlerimizden; cesaretimizi makamlarımızdan değil, haklılığımızdan; yolumuzu ise kişisel menfaatlerden değil, hukuktan, vicdandan ve aziz Türk milletine hizmet idealinden alalım.

Hiç aklımızdan çıkarmayalım:

Birlik varsa güç, beraberlik varsa başarı, adalet varsa güven, vefa varsa gelecek vardır.
Rabbim bizleri; emanete sadakatten, adaletten, doğruluktan ve birbirimizin hukukunu koruma şuurundan ayırmasın.
                             Mehmet YILMAZ
                                    H A K İM
                  YARGITAY ONURSAL ÜYESİ

Köşe yazısını nasıl duyuralım 


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.