İnsanı Yücelten Karakterdir
- Telegram
İnsanı yücelten ne sahip olduğu servettir, ne taşıdığı makamdır, ne de peşinden sürüklediği kalabalıklardır. Servet el değiştirir, makam sona erer, alkış ise rüzgâr gibidir; bugün eser, yarın diner. Fakat doğrulukla inşa edilmiş bir karakter, kul hakkına karşı titreyen bir vicdan ve menfaat karşısında eğilmeyen adalet duygusu, insanın hem bu dünyadaki şerefi hem de ebediyet yolculuğundaki en kıymetli azığıdır.
Medeniyetler, taşla değil ahlakla yükselir; devletler, güçle değil adaletle ayakta kalır. Tarih, zalimlerin ihtişamını değil, adaletin gölgesinde insanlığa nefes olanların izini muhafaza etmiştir. Çünkü adalet, yalnız mahkeme salonlarının değil; ailelerin, şehirlerin, milletlerin ve bütün insanlığın omurgasıdır.
Doğruluk; hiçbir menfaatin satın alamadığı, hiçbir tehdidin susturamadığı en büyük cesarettir. Kul hakkına gösterilen hassasiyet ise yalnızca dinî bir vecibe değil, insan olmanın ulaştığı en yüksek ahlak mertebesidir. Bir insanın büyüklüğü, güçlüye ne kadar yakın durduğuyla değil; haklıya, mazluma ve doğruya ne kadar sadık kaldığıyla ölçülür.
Bugün insanlığın en büyük imtihanı bilgi eksikliği değil, vicdan eksikliğidir. Akıl çoğaldı; fakat hikmet azaldı. Teknoloji ilerledi; fakat merhamet aynı hızla büyümedi. İnsan uzaya ulaşmayı başardı; ama çoğu zaman yanı başındaki gönle ulaşmayı ihmal etti. Oysa gerçek medeniyet; makine üretmekten önce güven üretebilmek, bina yapmaktan önce insan inşa edebilmektir.
Hakikatin en büyük düşmanı cehalet değil; menfaat uğruna susan vicdanlardır. Çünkü doğruluğun sustuğu yerde yalan cesaret bulur; adaletin zayıfladığı yerde zulüm güç kazanır; liyakatin terk edildiği yerde ise devletler içeriden çözülmeye başlar. Bu sebeple hakkın yanında durmak, sadece bir tercih değil; insan olmanın ve onurlu yaşamanın vazgeçilmez sorumluluğudur.
Tasavvuf büyükleri, “Kalbi diri olmayanın aklı da istikamet bulmaz.” dercesine bize önce gönlü imar etmeyi öğrettiler. Gönlünü hırstan, kibirden, kinden ve hasetten arındıramayan kimse; ne adaleti tam anlayabilir ne de insanı gerçek anlamda sevebilir. Çünkü adalet, kanunlardan önce vicdanda doğar; merhamet ise kalpte filizlenir.
Geride bırakacağımız en büyük miras; servetimiz değil, ardımızdan edilen hayır dualarıdır. İnsanların hafızasında makamlarımız değil, hakkaniyetimiz; zenginliğimiz değil, dürüstlüğümüz; sözlerimiz değil, karakterimiz yaşayacaktır.
Öyleyse ömrümüzü, doğruluktan ayrılmayan bir karakter inşa etmeye; kul hakkı karşısında titreyen bir vicdan taşımaya; adaleti her türlü menfaatin üzerinde tutan sarsılmaz bir irade oluşturmaya adayalım.
Çünkü insanı gerçek anlamda yücelten; doğruluktan ayrılmayan karakteri, kul hakkından titizlikle sakınan vicdanı ve adaleti her türlü menfaatin üzerinde tutan sağlam iradesidir. İnsan, işte o zaman sadece başarılı değil; aynı zamanda şerefli, güvenilir ve iz bırakan bir insan olur.
Mehmet YILMAZ
H A K İ M
YARGITAY ÜYESİ

























