Togg'un Avrupa Sınavı: Başarısızlık mı, Her Yeni Markanın Kaderi mi?

Togg'un Avrupa Sınavı:  Başarısızlık mı, Her Yeni Markanın Kaderi  mi?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Otomotiv endüstrisinde yeni bir markayı kendi evinizde satmak ile sınırların ötesine taşımak arasında devasa bir uçurum vardır. Togg, Almanya başta olmak üzere Avrupa pazarına adım attığında beklentiler doğal olarak yüksekti. Ancak şu ana kadar sahadan gelen sinyaller ve satış hacimleri bu beklentilerin oldukça altında seyrediyor. Ortadaki bu durgun tabloyu okurken duygusallığı bir kenara bırakıp doğru soruları sormak zorundayız. Bu durum Togg'a özgü yapısal bir başarısızlık mı yoksa rekabetin acımasız olduğu bir pazara yeni giren her markanın ödemek zorunda olduğu olağan bir bedel mi?

Avrupalı tüketici otomobil alırken son derece muhafazakardır. Sokakta görmediği, komşusunun kapısında durmayan, geçmişini bilmediği bir markaya sadece tasarımı modern veya teknolojisi yeni diye 40-50 bin euro ödemeye pek sıcak bakmaz. Marka bilinirliği dediğimiz o görünmez zırh bir iki yılda inşa edilebilen bir şey değil. Bugün Togg'un Avrupa'da karşılaştığı en büyük bariyerlerden biri sıfır noktasındaki bu bilinirlik eksikliğidir. İnsanlar güvenmedikleri veya yarın piyasada kalıp kalmayacağından emin olmadıkları bir logoya on binlerce euro bağlamakta tereddüt ediyor. Güven eksikliği sadece marka ismiyle ilgili değil, aynı zamanda satış sonrası hizmetlerle de doğrudan bağlantılı. Bir tüketici için otomobil satın almak işin sadece başlangıcıdır. Aracın arıza yapması durumunda nereye götürüleceği, yedek parçanın ne kadar sürede temin edileceği veya yetkili servisin eve ne kadar uzak olduğu gibi son derece pratik sorunlar satın alma kararını belirler. Kılcal damarlara kadar yayılmış bir bayi ve servis ağı kurmadan, yollarda yeterince dolaşan bir yedek parça güvencesi sunmadan o pazarda tutunmak neredeyse imkansızdır.

Pazarın mevcut yapısı da yeni bir oyuncu için hiç merhametli değil. Togg Avrupa'da çok sert bir rekabetin tam ortasına düştü. Bir yanda yüzyıllık geçmişiyle pazarı domine eden ve tüketici sadakatini elinde tutan Avrupalı devler duruyor. Diğer yanda ise agresif fiyat politikalarıyla kıtaya hızla yayılan, teknolojik olarak oldukça iddialı Çinli elektrikli araç üreticileri var. Bu iki devasa gücün arasında kalan Togg, fiyat konumlandırması açısından zor bir bölgede sıkışıyor. Avrupalı tüketici için en ucuz ve ulaşılabilir alternatif olmadığı gibi henüz köklü bir premium marka statüsünde de görülmüyor.

"Yeni bir markanın ilk giriş aşamasında düşük satış rakamlarında kalması bu sektörün doğasında var." Zamanlama faktörünü de denkleme katmak şart. Markanın Avrupa'ya açıldığı dönem, elektrikli araçlara olan talebin genel olarak soğumaya başladığı bir sürece denk geldi. Özellikle Almanya gibi pazarın lokomotifi olan ülkelerde devlet teşviklerinin kesilmesi, elektrikli otomobil satışlarını herkes için ciddi şekilde zorlaştırdı.

Tüketici iştahının azaldığı bir dönemde yeni bir marka olarak pastadan pay kapmaya çalışmak rüzgara karşı yürümeye benziyor. Tüm bu zorluklara bakıp erkenden kesin bir başarısızlık faturası kesmek analitik açıdan oldukça yanıltıcı olur. Otomotiv tarihine dönüp baktığımızda bugün pazarın hakimi olan markaların ilk yıllarını hatırlamakta fayda var. Toyota, Hyundai veya Kia gibi devler Avrupa'ya ilk ayak bastıklarında uzun bir süre ciddiye alınmadılar. Satış hacimleri yıllarca çok düşük seviyelerde kaldı ve Avrupalı tüketicinin cüzdanını açması on yıllar sürdü. Yeni bir markanın ilk giriş aşamasında düşük satış rakamlarında kalması bu sektörün doğasında var.

Avrupa pazarı kısa mesafe koşusu değil, çok uzun ve yıpratıcı bir maraton. Önümüzdeki tablo karamsar olmaktan ziyade aşılması gereken gerçekçi engellerle dolu. Bu engellerin aşılması servis ağlarına yapılacak kalıcı yatırımlara, rekabetçi fiyat esnekliklerine ve ürün gamına eklenecek yeni modellere bağlı. Togg'un Avrupa'daki asıl potansiyeli bugünkü erken rakamlarla değil, önümüzdeki yıllarda bu zorlu piyasada göstereceği endüstriyel dirençle şekillenecek.


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.