Bir Göynük Efsanesi Friglerin Sessiz Çığlığı

Bir Göynük Efsanesi Friglerin Sessiz Çığlığı
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Bir Kaya üzerine bir medeniyet inşaasını düşünelim ne zor koşullarda ne emeklerle kim bilir kaç kişinin alınteriyle ortaya bir değer çıkıyor sonra bi bakıyoruz bu mirası kendi açgözlülüğümüz yüzünden kaybetmişiz yazık çok yazık bize.
İnsan hayıflanmadan edemiyor açıkçası ama elden ne gelir sevgili Yarenler.
Neyse konumuza gelecek olursak Frigler ve güzel ilçemizden bahsetmek isterim.
Bir gün Göynük’ün dağlarında, binlerce yıllık bir yazıtın bulunduğu kaya yerinden sökülmüş olabilir.
Eğer bu iddia doğruysa, kaybolan yalnızca bir taş değil; Anadolu’nun hafızasından koparılan bir sayfadır.

Göynük yollarında ilerlerken çoğu zaman çukurlara, bozuk zemine ve bitmeyen yol çalışmalarına kızıyoruz. Oysa aynı yolların kenarında, insanlık tarihinin en eski izleri sessizce duruyor. Dağlar, vadiler ve kayalıklar yalnızca birer manzara değil; Friglerden Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan büyük bir tarih zincirinin tanıklarıdır.

Göynük’ün Frig mirası, devlet kaynaklarını tararken karşıma çıktı. Araştırdıkça ilçenin tarihinin yalnızca Osmanlı dönemiyle sınırlı olmadığı, çok daha eski çağlara uzandığı anlaşılıyor. Bu yazının ana tezi açıktır:

Göynük’teki Frig kaya anıtı ve benzeri kültür varlıkları, yalnızca geçmişin kalıntıları değil; ilçenin bilimsel, kültürel ve turistik geleceğinin temel unsurlarıdır. Bu mirasın korunması için söylentilerle yetinilmemeli, yetkili kurumlar tarafından derhâl belgelenmeli, güvence altına alınmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır.
Frigler, Anadolu’nun en gizemli ve en dikkat çekici medeniyetlerinden biridir.

Başkentleri Gordion’du. Büyük Frig Kralı Midas, bu medeniyetin en bilinen hükümdarıydı. Ancak Frigleri yalnızca Kral Midas’ın efsanelerinden ibaret görmek büyük bir haksızlık olur.

Onlar, Anadolu’nun kültür tarihine damga vuran bir uygarlıktı.

Kendilerine özgü bir yazı sistemi kullandılar. Kayalara anıtlar yaptılar. Ahşap işçiliğinde, maden sanatında ve dokumacılıkta ileri seviyeye ulaştılar. İnanç dünyalarında ise doğanın ve bereketin simgesi olan Ana Tanrıça Matar önemli bir yer tuttu.

Bugün Friglerin ardından kalan kaya anıtları ve yazıtlar, onların Anadolu’daki varlığını sessiz ama güçlü biçimde anlatmaya devam ediyor.

Bu büyük hikâyenin bir parçası da Göynük’te, Soğukçam çevresinde karşımıza çıkıyor.

Dünyaya seslenen Göynük kayası

Soğukçam Köyü yakınlarında bulunan ve “Yazılı Kaya” olarak bilinen Frig kaya anıtı, sıradan bir kaya değildir.

Yaklaşık 9 metre yüksekliğindeki konik kayanın doğuya bakan yüzünün düzeltilerek buraya Frig alfabesiyle uzun bir yazıt kazındığı aktarılıyor.

Üstelik bu yazıtı olağanüstü kılan önemli bir ayrıntı var:

Bazı kaynaklarda, bilinen en uzun Frig yazıtlarından biri olarak değerlendiriliyor.

1966 yılında keşfedildiği belirtilen bu eser, Göynük’ün tarihini binlerce yıl geriye taşıyan önemli bir arkeolojik miras niteliğindeydi.

Bir düşünün…

Bugün elimizde bilgisayarlar, telefonlar ve kameralar var. İnsanlar düşüncelerini saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna gönderebiliyor.

Ama binlerce yıl önce yaşayan bir Frigli, söylemek istediğini bir kayaya kazıyordu.

Belki saatlerce, belki günlerce uğraştı. Elindeki aletle kayanın yüzünü işledi. Ve aradan yaklaşık üç bin yıl geçti.

O insan artık yok. Krallığı yok. Dili büyük ölçüde unutuldu.

Ama bıraktığı iz, uzun yıllar boyunca bizimle kaldı.

Bir insanın kayaya kazıdığı söz, binlerce yıl sonra Göynük’ten yeniden dünyaya sesleniyordu.

Frigler neden Göynük’e geldi?

Peki Friglerin izleri neden Göynük’te?

Bunun cevabı, Göynük’ün coğrafyasında saklı.

Göynük, Anadolu’nun farklı bölgelerini birbirine bağlayan önemli geçiş alanlarından birinde yer alıyor. Dağları, vadileri ve doğal geçitleriyle tarih boyunca farklı toplulukların hareket alanlarından biri olmuş.

Soğukçam ve çevresindeki buluntular da Friglerin bu bölgeyle ilişki kurmuş olabileceğini gösteren önemli işaretler arasında değerlendiriliyor.

Bu nedenle Göynük’ün tarihini yalnızca Osmanlı ile başlatmak mümkün değil.

Göynük’ün hikâyesi çok daha eski.

Osmanlı’dan önce Friglerin de bu topraklarda iz bırakmış olması, ilçenin tarihî geçmişinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Belki bugün sessizce duran o dağlar, bir zamanlar Friglerin sesleriyle yankılanıyordu.

Tarihin en büyük düşmanı ilgisizliktir

Tam da burada insanın aklına acı bir soru geliyor:

Biz bize bırakılan bu mirasa ne kadar sahip çıkıyoruz?

Çünkü tarihin en büyük düşmanı yalnızca zaman değildir. Bazen en büyük düşman, onu koruması gereken insanların ilgisizliği, kurumların gecikmesi ve toplumun sessizliğidir.

Soğukçam’daki Frig kaya anıtının yazıtlı bölümünün zarar gördüğü ve çevresinde define arama faaliyetlerine işaret eden tahribat bulunduğu yönündeki bilgiler, yalnızca Göynük için değil, Anadolu’nun ortak kültürel mirası açısından da düşündürücüdür.

Bir tarihî eseri yerinden koparmak, yalnızca bir taşı çalmak değildir.

Bir milletin hafızasından bir sayfa koparmaktır.

Çünkü o taşın anlamı yalnızca üzerinde yazan birkaç harften ibaret değildir. Taşın bulunduğu yer, çevresindeki coğrafya, toprağın altında saklanan diğer kalıntılar ve bütün bu unsurların birbirleriyle ilişkisi, geçmişin hikâyesini oluşturur.

Bir anıtı yerinden sökmek, yalnızca fiziksel yapıyı değil, onun tarihî bağlamını da yok eder.

Göynük’ün saklı hazinesi

Göynük bugün tarihî evleriyle, Akşemseddin’iyle, Gazi Süleyman Paşa Camii’yle, Zafer Kulesi’yle ve doğal güzellikleriyle tanınıyor.

Ama bütün bunların yanında başka bir Göynük daha var.

Daha eski, daha sessiz ve daha gizemli bir Göynük…

Friglerin Göynük’ü.

Kayanın üzerine yazı yazan insanların Göynük’ü.

Binlerce yıl önce bu topraklarda yaşayan insanların bıraktığı izlerin Göynük’ü.

Belki de artık Göynük’ü anlatırken yalnızca Osmanlı’nın izlerini değil, Anadolu’nun çok daha eski hikâyesini de anlatmanın zamanıdır.

Çünkü bir ilçenin zenginliği yalnızca sahip olduğu binalarla ölçülmez.

Geçmişinin derinliğiyle ölçülür.

Bu nedenle Frig mirası, Göynük için yalnızca arkeolojik bir konu değildir. Aynı zamanda eğitim, kültür, turizm ve yerel kalkınma meselesidir. Bilimsel olarak belgelenmiş ve doğru biçimde korunmuş bir Frig alanı, ilçenin tarihî kimliğini güçlendirebilir; ziyaretçi rotalarına, yerel müzecilik çalışmalarına ve kültürel tanıtıma katkı sağlayabilir.

Kayalar konuşur, yeter ki dinleyelim

Bugün Göynük’ün bir köyünde duran ya da durduğu söylenen bir kaya, aslında bütün Anadolu’ya bir şey söylüyor:

“Ben buradaydım.”

Binlerce yıl önce yaşayan Frigli insanların bıraktığı düşünülen bu iz, bize geçmişin ne kadar büyük ve ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor.

Belki o yazıtın her kelimesini bugün anlayamıyoruz. Belki Friglerin dünyası bize uzak geliyor.

Ama onların bıraktığı kaya, uzun yıllar boyunca burada durdu.

Ve o kaya bize çok önemli bir şey öğretiyor:

Tarih, yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar değildir.
Tarih, bugün bizim korumamız gereken emanettir.

Göynük’ün geleceğini konuşurken geçmişini unutmamalıyız. Çünkü geçmişini kaybeden şehirler, zamanla kimliğini de kaybeder.

Göynük ise böyle bir şehir olmamalı.

Friglerin kayalara kazıdığı izlerden Akşemseddin’in manevi mirasına, Osmanlı’nın eserlerinden Cumhuriyet’in hatıralarına kadar uzanan bu büyük tarih zinciri korunmalı, araştırılmalı ve gelecek nesillere aktarılmalı.

Bugün geriye ne kaldı?

Şimdi ise o kayanın son durumunu araştırdığımızda üzülmemek, kahrolmamak elde değil.

Köylülerin anlatımlarına göre, eserin dinamitle patlatılarak yerinden alındığı tahmin ediliyor. Ancak bu iddianın kesinleşebilmesi için yetkili kurumlarca yapılacak kapsamlı bir incelemeye ihtiyaç var.

Yine köylülerin aktardığına göre, üzerinde kitabeler bulunan bölüm bugün artık okunamaz durumda. Tepesinde kartal figürü bulunduğu söylenen anıtın, korunaklı bir alanda olmasına rağmen zaman içinde tahrip edildiği ifade ediliyor.

Bu anlatımların her biri mutlaka arkeolojik ve resmî verilerle birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü söz konusu olan yalnızca bir kaya parçası değil; geçmişten günümüze ulaşan, bilimsel açıdan büyük önem taşıyan bir kültür varlığıdır.

Eğer bu eser gerçekten yerinden sökülmüş, parçalanmış ya da ağır biçimde zarar görmüşse, yalnızca tarihî bir kalıntıyı değil, Göynük’ün gelecekteki kültür ve turizm potansiyelini de etkileyen bir kayıptan söz etmek gerekir.

Dünyanın farklı bölgelerinden ve ülkemizin çeşitli şehirlerinden gelecek ziyaretçiler için önemli bir çekim noktası olabilecek böyle bir eserin okunamaz hâle gelmesi ya da bütünüyle ortadan kaldırılması, Göynük adına büyük bir kayıp olur.

Fakat bugün hâlâ cevap bekleyen sorular var:

Bu esere ne oldu?

Gerçekten yerinden söküldü mü?

Kimler tarafından ve hangi amaçla zarar gördü?

Tahribatın boyutu nedir?

Geride kalan parçalar ya da izler bilimsel yöntemlerle incelendi mi?

Bu soruların cevabı, yalnızca sorumluların bulunması açısından değil, Göynük’ün tarihî mirasının doğru biçimde belgelenmesi açısından da önem taşıyor.

Çünkü bir eseri kaybetmek kadar, onun nasıl kaybedildiğini bilmemek de ağır bir sorumluluk duygusu yaratıyor.

Yetkili kurumlara açık çağrı

Bu noktada yapılması gerekenler bellidir.

Öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı, ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Göynük Kaymakamlığı ve Göynük Belediyesi koordinasyonunda Soğukçam çevresinde resmî bir saha incelemesi yapılmalıdır.

Bu inceleme yalnızca mevcut durumun gözle görülerek raporlanmasıyla sınırlı kalmamalıdır. Şu adımlar somut biçimde uygulanmalıdır:

* Yazılı Kaya’nın geçmişteki fotoğrafları, arşiv kayıtları, bilimsel yayınları ve keşif raporları bir araya getirilerek karşılaştırmalı bir dosya hazırlanmalıdır.
* Alan, arkeologlar, epigrafi uzmanları, jeologlar ve gerektiğinde adli kolluk birimleri tarafından incelenmelidir.
* Kayanın yerinden sökülüp sökülmediği, patlatma veya kesme izleri bulunup bulunmadığı bilimsel yöntemlerle tespit edilmelidir.
* Geride kalan parçalar, yazıt izleri, kaya yüzeyleri ve çevredeki tahribat üç boyutlu tarama, yüksek çözünürlüklü fotoğraf ve fotogrametri yöntemleriyle kayıt altına alınmalıdır.
* Alanın koordinatları ve mevcut durumu, ilgili kültür varlığı envanterlerine işlenmeli; gerekiyorsa tescil ve koruma statüsü güçlendirilmelidir.
* Saha, kaçak kazı ve define arama faaliyetlerine karşı düzenli biçimde denetlenmeli; gerekli görülürse güvenlik kamerası, uyarı levhaları ve fiziksel koruma önlemleri kurulmalıdır.
* Köy muhtarlığı ve yöre halkıyla iş birliği yapılarak alanın korunmasına yönelik yerel farkındalık çalışmaları yürütülmelidir.
* İnceleme tamamlandıktan sonra kamuoyu, söylentilerle değil, resmî ve bilimsel bir raporla bilgilendirilmelidir.
* Eserin zarar gördüğü doğrulanırsa, sorumlular hakkında adli ve idari süreçler işletilmeli; varsa parçaların bulunması ve iadesi için gerekli çalışmalar başlatılmalıdır.
* Alanın korunması mümkün ve uygun görülürse, uzmanların hazırlayacağı bir proje kapsamında yerinde koruma, bilgilendirme panoları ve kontrollü ziyaret imkânı değerlendirilmelidir.

Bu öneriler, yalnızca bir kaya anıtı için değil, Göynük’teki bütün arkeolojik ve tarihî alanlar için uygulanabilecek bir koruma planının başlangıcı olabilir.

Çünkü bugün bir Frig kaya anıtını koruyamayan anlayış, yarın başka bir tarihî yapının kaybını da engelleyemez.

Sonuç: Göynük’ün geleceği geçmişini korumaktan geçiyor

Belki kaya artık eskisi gibi okunamıyor. Belki yazıtın önemli bir bölümü zarar gördü. Belki de geriye yalnızca parçalar ve hatıralar kaldı.

Ama bu durum araştırma ve koruma sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.

Tam tersine, geçmişten kalan her izin daha dikkatli incelenmesini ve korunmasını zorunlu kılıyor.

Bugün yapılması gereken açıktır: Soğukçam’daki Frig kaya anıtının akıbeti resmî olarak araştırılmalı, mevcut durum bilimsel yöntemlerle belgelenmeli, alan güvenlik altına alınmalı ve sonuçlar kamuoyuna açıklanmalıdır.

Bu çalışma yapılmadığı sürece söylentiler büyüyecek, belirsizlik derinleşecek ve Göynük bir tarihî mirasını daha kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Oysa Göynük’ün ihtiyacı olan şey, yalnızca geçmişi anlatmak değil; geçmişi koruyacak bir irade ortaya koymaktır.

Bir gün Göynük’e gelen bir genç, Soğukçam’ın yolunu tutmalı; bir kayanın karşısında durup binlerce yıl önce kazınmış harflere bakabilmelidir. Eğer kaya yerinde değilse, en azından onun hikâyesini, belgelerini ve bilimsel kayıtlarını görebilmelidir.

Çünkü tarih, müzelerdeki vitrinlerden ibaret değildir.

Tarih; toprağın altında, dağın yamacında, köyün yolunda ve bazen tek bir kayanın üzerinde nefes almaya devam eder.

Göynük’ün Frig kayası da bize hâlâ bir soru soruyor:

Beni kaybettikten sonra mı koruyacaksınız, yoksa hâlâ zaman varken harekete geçecek misiniz?

Bu sorunun cevabı, yalnızca yetkili kurumların değil, bütün Göynük’ün tarih karşısındaki sorumluluğunu gösterecektir.
Önemli bir tarihi eseri ortak mirası kaybettiğimiz gibi dünyadan ülkemizden gelecek onca turisti fırsatları da ilçemizin kalkınma fırsatını da beraberinde kaybetmedik mi?

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.