Senelerdir Geleneğin Nefesi… Göynük'te Ramazan Davulu
- Telegram
Gecenin en koyu vaktinde, Bolu’nun puslu dağlarının eteğindeki Göynük sokaklarında yankılanan o tokmağın sesi, aslında sadece bir uyandırma servisi değildir. O ses; Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarından süzülüp gelen, Osmanlı’nın estetiğiyle yoğrulan ve bugün “Sakin Şehir” (Cittaslow) unvanlı Göynük’ün ahşap konaklarında hayat bulan koca bir tarihin kalp atışıdır.
Bir araştırmacı gözüyle baktığımızda, bugün “Ramazan davulculuğu” deyip geçtiğimiz olgunun köklerinin, akıllı telefon alarmlarından çok daha derin ve anlamlı bir yere dayandığını görürüz.
Bozkırdan Sahura: Davulun Kutsal Yolculuğu
Eski Türk kültüründe davul, sadece bir müzik aleti değil; Gök Tanrı inancının ve toplumsal hiyerarşinin temel taşıydı. Şamanların (kam) ayinlerinde transa geçmek için kullandığı “düngür”, yerle gök arasında bir köprüydü. Davulun derisine vurulan her darbe, kötü ruhları kovmak ve toplumu bir arada tutmak için atılırdı.
İslamiyet’in kabulüyle birlikte bu “kutsal ses”, form değiştirerek Ramazan ayının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Şamanın kötü ruhları kovmak için çaldığı davul, artık Müslüman Türk toplumunu kutsal bir sofraya, sahura davet ediyordu. Göynük gibi Osmanlı’nın ruhunu koruyan merkezlerde bu geçiş, geleneğin en saf hâliyle günümüze taşınmasını sağladı.
Göynük’ün Dar Sokaklarında Bir Kültürel Miras
Göynük’te Ramazan davulculuğu, bir zanaat olmanın ötesinde, bir iletişim sanatıdır. Akşemseddin Hazretleri’nin manevi gölgesinde, o dik yokuşlu ve dar sokaklarda davul çalmak her yiğidin harcı değildir.
Göynük’ün karşılıklı bakan tarihî konakları, davulun sesini hapseder ve bir yankı odası oluşturur. Davulcu, ritmi bu mimariye göre ayarlar; yani mimari ve müzik burada kol kola yürür.
Göynük kültüründe davulcu, mahallenin sırdaşıdır. Kimin hastası var, kimin ışığı erken yanmış bilir. Tokmağı vururken sadece havayı değil, gönülleri de titretecek bir hassasiyet gözetir.
Maniler: Eskilerin “Sosyal Medyası”
Davula eşlik eden maniler ise Türk halk edebiyatının en canlı damarlarından biridir. Göynük manileri, yerel ağızla harmanlanmış; bazen sitemkâr, bazen neşeli ama her zaman ders verici niteliktedir. Günümüzde Twitter’da atılan bir “mention” neyse, eski Göynük sokaklarında davulcunun bağırdığı mani de oydu.
Besmeleyle başladım,
Sokağınızı kuşladım,
Göynük’ün güzel halkı,
Sizi sahura hazırladım.
Bu maniler; toplumsal hicivden, ev sahibine edilen dualara kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Mani geleneği, davulun o monoton ritmini bir edebiyat şölenine dönüştürür.
Neden Hâlâ Dinliyoruz?
Bugün her birimizin başucunda son model telefonlar, dijital saatler varken neden hâlâ bir insanın sokaktan geçip davul çalmasını bekliyoruz? Çünkü biz o seste, sadece sahur vaktini değil; kaybolmaya yüz tutmuş aidiyet duygumuzu da duyuyoruz. Göynük’ün sisli sabahına karışan o ses, bize “biz” olduğumuzu hatırlatıyor.
Göynük’te davulculuk ve mani geleneği, teknolojiye direnen bir estetik değil; köklerimize sadık kalmanın en gür sesli biçimidir. Eğer bir gün yolunuz Ramazan’da bu kadim ilçeye düşerse, pencerenizi açın ve sadece ritmi değil, binlerce yıllık o yankıyı da dinleyin.























