Göynük'te doğum, ölüm ve aşk…

Göynük'te doğum, ölüm ve aşk…
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

İskender Pala’nın Babilde ölüm İstanbul’da aşk isimli romanına bir selam göndermek amacıyla başlığı kullanmak istedim okuyanlarınız vardır belki Fuzûlî'nin yazdığı Leyla ve Mecnun eserinin yazıldığı günden İslahat Fermanın ilan edildiği zamanlara kadar uzanan anlatıcı olarak Mecnun'un kitaplaşmış hali olan Kays'ın aşkı Leyla'sını ararken Bilimler Cemiyeti'ne üye insanlarla ve devrin yönetici ve ileri gelenleri ile yaşadığı maceraları konu ediyordur ben de araştırdığım eski Şaman gelenekleri bölgemize yansımaları uzaktan bakınca memleketimin gelenekçi görenekçi yapısına kendimce bir yorum katmak istedim.Konu olarak ise doğum ve ölümü bir varmış ile bir yokmuşu almak niyetim umarım birilerine ve kendime bir faydam dokunur.
Türk kültüründe cenaze törenleri, İslamiyet’in kabulüyle birlikte dini bir forma bürünmüş olsa da, Anadolu’nun pek çok yerinde ve özellikle Göynük gibi geleneklerine bağlı yerleşimlerde, kökleri Orta Asya Şamanizm’ine (Kamlık) dayanan çok güçlü ritüelleri barındırır.
Eski Türklerde ölüm bir son değil, bir "mekân değiştirme" olarak görüldüğü için, cenaze merasimleri de bu geçişi kolaylaştırmaya yönelik uygulamalarla doludur.
Göynük ve Anadolu’da Cenaze Geleneklerindeki Şamanist İzler
Cenaze törenlerinde farkında olmadan uyguladığımız pek çok adet, binlerce yıl öncesinin "Yuğ" törenlerinden miras kalmıştır:
1. Ölünün Arkasından Su Dökmek ve Evi Temizlemek
• Şamanist Köken: Eski Türklerde su, arındırıcı bir güçtür. Cenaze evden çıktıktan sonra arkasından su dökülmesi veya evin yıkanması, ölümün getirdiği "soğukluğu" ve kötü ruhları evden uzaklaştırmak, gidenin yolunu aydınlatmak amacını taşır.
• Günümüzdeki Durum: Göynük köylerinde cenaze çıktıktan hemen sonra evin süpürülmesi ve kapı önünün yıkanması, "ölümün devamının gelmemesi" dileğiyle yapılan kadim bir arınma ritüelidir.
2. Mezar Başındaki "Kuşlar" ve Su Sarnıçları
• Şamanist Köken: Gök Tanrı inancında ruhun bir kuş suretine bürünüp uçtuğuna (Uçmağ) inanılırdı.
• Günümüzdeki Durum: Göynük mezarlıklarındaki taşların üzerinde küçük su çukurlarının (sarnıçların) yapılması, "kuşlar içsin, sevabı ölene gitsin" diye açıklanır. Bu aslında ruhun kuş formunda geri gelip su içeceği inancının sembolik bir devamıdır.
3. Cenaze Evinde Yemek Verme (Ölü Aşı)
• Şamanist Köken: Eski Türklerde cenaze törenlerine "Yuğ Aşı" denirdi. Gelenlere yemek yedirilmesi, ölen kişinin ruhunu doyurmak ve onu diğer dünyaya huzurla uğurlamak için yapılırdı.
• Günümüzdeki Durum: Bugün 7'si, 40'ı veya 52'si diye bilinen günlerde yemek verilmesi ve helva kavrulması bu geleneğin bir parçasıdır. Özellikle helva kokusunun "ölünün burnuna gitmesi" inancı, doğrudan Şamanist bir tütsüleme/koku ritüelidir.
4. Talkım ve Sesli Yas (Ağıt Yakma)
• Şamanist Köken: Kamlar (Şamanlar), cenaze törenlerinde özel ezgilerle ruhun öteki dünyaya geçişine rehberlik ederlerdi.
• Günümüzdeki Durum: Göynük ve çevresinde "Ağıt yakma" geleneği, bu rehberliğin duygusal bir yansımasıdır. Cenaze başında yakılan ağıtlar, aslında ölenin erdemlerini sıralayarak onun ruhunu yüceltme çabasıdır.
5. Mezarın Üzerine Demir Koymak
• Şamanist Köken: Şamanizmde demir, kötü ruhları (özellikle Al Karısı ve benzerlerini) kovan kutsal bir metaldir.
• Günümüzdeki Durum: Cenaze defnedilene kadar veya defnedildikten hemen sonra mezarın üzerine demir bir bıçak veya makas konulması, ruhu kötü varlıklardan koruma amacını güden çok eski bir korunma pratiğidir.
Göynük’te "Yedi Ekmek" Geleneği
Göynük’ün bazı köylerinde cenaze evden çıktıktan sonra komşulara yedi tane ekmek dağıtılması gibi yerel adetler bulunur. Bu sayıların (3, 7, 21, 40) kutsallığı, Şamanist evren kurgusundaki katmanları temsil eder.
Özetle: Göynük’te bir cenaze kalkarken okunan dualar İslamiyet’in dili olsa da, sergilenen tavırlar ve sakınılan haller, binlerce yıllık Türk bozkırının genetik kodlarını taşır.

Doğum ve ölüm, Göynük kültüründe aslında aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Şamanizmden süzülüp gelen inanışa göre; bir ruh dünyadan ayrılırken ne kadar büyük bir "geçiş" yapıyorsa, yeni bir ruh dünyaya gelirken de aynı derecede hassas bir "eşik"ten geçer.
Göynük’te "Kırk Uçurma" ve doğum sonrası adetler, bu yeni ruhu (bebeği) kötü iyelere (ruhlara) karşı koruma ve onu dünyaya alıştırma sanatıdır. İşte cenaze adetleriyle paralellik gösteren o ilginç uygulamalar:
Doğumdan Sonraki "Eşik": Kırk Gün Hassasiyeti
Cenazedeki "ölümün kırkı" neyse, doğumdaki "lohusallığın kırkı" da odur. Bu süreçte Göynük köylerinde hâlâ uygulanan şu adetler tamamen Şamanist kökenlidir:
1. Al Karısı ve Demir Savunması
• Uygulama: Lohusa kadının ve bebeğin yastığının altına bıçak, makas veya iğne konulur.
• Bağlantı: Tıpkı cenazenin üzerine demir konulması gibi, burada da amaç kötü ruhları (özellikle lohusa kadınlara musallat olduğuna inanılan "Al Karısı"nı) demirin gücüyle uzak tutmaktır.
2. Kırk Uçurma ve "Kırklama" Ritüeli
Bebek 40 günlük olduğunda yapılan bu tören, tam bir arınma seansıdır:
• Kırk Taş ve Kırk Kaşık Su: Göynük’te bebeğin yıkama suyuna 40 tane temiz taş (veya bazen altın/gümüş) atılır. Bu, doğanın ve değerli madenlerin gücünün bebeğe geçmesi için yapılır.
• Tuzlama: Bebeğin "kokmaması" ve "terinin tuzlu olmaması" için tuzlanması, aslında eski Türklerde bedeni kötü enerjilere karşı koruma altına alma (mumyalama kültürünün hafifletilmiş bir izi) işlemidir.
3. "Al" Rengi (Kırmızı Kurdele)
• Uygulama: Yeni doğan bebeğin başına veya yakasına kırmızı kurdele bağlanır.
• Bağlantı: Şamanizmde kırmızı, ateşin rengidir ve koruyucudur. Cenazede bazen tabutun üzerine kırmızı bir örtü atılması veya kurban kesilirken alna kan sürülmesiyle aynı mantığa dayanır: "Kutsal koruma."
4. Alçak Gönüllülük ve İsim Verme
• Uygulama: Göynük’te bebek doğduğunda çok fazla övülmez, hatta bazen "çirkin" gibi kelimeler kullanılır ki kötü ruhların dikkatini çekmesin.
• Bağlantı: Şamanist gelenekte çocuklara gerçek isimleri hemen verilmezdi; bazen ruhu şaşırtmak için geçici isimler kullanılırdı. Bugün isim koyarken kulağa ezan okunması İslamidir, ancak çocuğun adının "yaşasın" diye eski aile büyüklerinden birinden seçilmesi Atalar Kültü’nün bir yansımasıdır.
Şüphesiz ki aşkların en güzeli bizi yaratan Mevlayadır topraktan geldik ve şüphesiz ki toprağa gideceğiz belki nasıl gittiğimizin bir önemi yok ama hepimiz temiz şekilde huzura çıkabiliriz umarım…Doğum ve ölümü dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım başlıktaki aşk konusu nerdedir diye sorarsanız doğuma da aşığız ölüme de can verene de aşığız, can verdirene de her inanca saygımız vardır hatta inançsızlığa da her aşka saygımız vardır hatta imkansızlıklar içinde aşkı arayıp bulanlara da…Rabbim Allah aşkından ayırmasın!
Göynük’ün "Eski" Ruhu
Göynük sokaklarında yürürken bir evin kapısında asılı olan bir nazarlık ya da bir lohusa ziyaretinde ikram edilen "lohusa şerbeti" (kırmızı renk!), aslında bize şunu fısıldar: Biz İslam’ın içinde Orta Asya’nın renklerini, Şaman’ın dualarını ve doğanın kadim bilgeliğini saklamaya devam ediyoruz…

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.