Tarihi Dokuda Modern Bir Kütüphane Fikri
- Telegram
Göynük, sadece bir coğrafya değil, adeta zamanda donmuş, nefes alan bir Osmanlı müzesi. Akşemseddin Hazretleri'nin manevi mirasıyla, her bir ahşap penceresi tarihe açılan bir ilçemiz. Bu eşsiz dokuya, günümüzün en temel sosyal ihtiyacı olan kitap ve bilgiye erişimi entegre etmeliyiz.
Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci kitabını duymuşsunuzdur orda çok can alıcı bir cümle geçmektedir; “Beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur” belki şehrimizin altyapı alanında,ulaşımda,sağlıkta,eğitimde,barınma gibi temel ihtiyaçlar konusunda eksikleri var ama kitap ve bilgiye erişim konusu da en az diğer ihtiyaçlar kadar önemli diye düşünüyorum.
Eşekli Kütüphaneci, gerçek adıyla Mustafa Güzelgöz, Türkiye’nin kırsal bölgelerine kitap ulaştırmak için eşeğiyle yola çıkan bir halk kahramanıdır. Özellikle Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde 1950’li yıllarda yaptığı bu hizmet, hem halkın hem de dünya basınının dikkatini çekmiş, bir ilham öyküsüne dönüşmüştür. Aslında bir nesli değiştirmek ve geliştirmek istiyorsak önce kendimizden ardından yakın çevremizden başlamalıyız. İnsanların geleceğine ışık tutmak aslında bizim elimizde.
"Coğrafya kaderdir" kabullenişine karşın coğrafyanın kaderini eline alan Mustafa Güzelgöz bozkırda yeşeren bir kardeşliği, cehalet ile savaşı, ve cezasız kalmayan başarıları anlatıyor bizlere. "Bozkırda denizi görenler vardır hatta deniz kabuğu arayanlar da bir de deniz kıyısındayken denizden bihaber olanlar biz hangi tarafı seçmeliyiz?
İbn-i Haldun’u düşünelim herkesin ağzında pelesenk olmuş o meşhur coğrafya kaderdir lafının sahibi.Aslında bu sözü tam olarak bu şekilde edip etmediği şüpheli, kaynaklarda net bir “geography is destiny” cümlesi geçmiyor ama kastettiği mana aşağı yukarı bu bağlamda sayılabilir. İbn-i Haldun, o meşhur eseri mukaddime ile ortaya koyduğu ilm-i ümran yani medeniyet bilimi ile tarihçiliğin sadece kim kimi ne zaman yendi dedikodusundan ibaret olmadığını, olayların arkasında yatan sebep-sonuç ilişkilerini, toplumsal yasaları anlamak gerektiğini savunmuştur kendisi 14. yüzyılda, tarihi bir bilim haline getirmeye çalışmış; batı'da bunu çeşitli bilim adamları akıl edene kadar yüzyıllar geçecektir. Bizim ilerlemeci tarih anlayışımıza ters bir bakış açısı ile yaklaşıyor kıymetli bilim adamı biz tarihi hep ileriye, güzele, doğruya giden lineer bir çizgi sanıyoruz. İbn Haldun ise hayır diyor, tarih döngüseldir. Medeniyetler organizmalar gibidir; doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. sonsuz devlet yoktur. Medeniyeti kuran şey aynı zamanda medeniyetin gelişmesiyle yok olan şey değilde nedir? Medeniyet kendi kuyruğunu yiyen bir yılan gibidir.
ister 14. yüzyıl Kuzey Afrika'sında ol, ister 21. yüzyıl Silikon Vadisi'nde, insan doğası ve toplumsal dinamikler değişmiyor, sadece develerin eşeklerin yerini tesla'lar, çadırların yerini rezidanslar alıyor biz ise geçmişten ders alıp gelecek nesillere bunu aktarıp ders almak yerine daha günü kurtarmaya yönelik davranışlar içindeyiz gerçek kitaplar koymak varken kitap heykelleri koymak da nedir hiçbir estetik kaygı da gütmüyor üstelik…
Bir seyyar kütüphane düşünün şehrimizde bu seyyar kütüphane, sadece bir araç değil, Göynük evlerinin renklerini ve sıcaklığını taşıyan bir kültür elçisi olmalı.
Kitabı ayağa götürmek, fırsat eşitliği ve sosyal kaynaşma demektir.
Şehrimizde Otobüs durağının işlevini ikiye katlamak da mümkün Barınak olmasının yanı sıra, bir açık hava okuma köşesi haline gelmesi güzel olmaz mı? Kütüphane, modern bir cam/metal yapı değil; saçaklı kırma çatısı, taş kaidesi ve ahşap korkuluklarıyla Göynük'ün minyatür bir evi olmalı adeta…
Otobüs yada vardiya servisi beklerken geçirilen boş zamanı değerlendirme fırsatı sunar. "Zaman kaybı" kavramını "kendine yatırım zamanı"na dönüştürür.
Bolu Valiliği, Göynük Belediyesi ve sivil toplum kuruluşları bu projeleri sahiplenmeli. Kitap ve mimariyi birleştiren bu vizyon, Göynük'ü bir kez daha örnek bir ilçe yapacaktır.
Unutmayalım ki, bir medeniyetin en güzel durağı, beklerken bile okuyabildiği yerdir. Coğrafyanın kaderini değiştirmek bizim elimizde değil mi?





















