Akşemsettin Neden Göynük'ü Seçti?

Akşemsettin Neden Göynük'ü Seçti?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

 

İstanbul’un fethinin manevi mimarı, Fatih Sultan Mehmet’in “akıl hocam” dediği bir devin; zaferin ardından neden payitahtın ışıltılı saraylarını değil de Bolu’nun sessiz bir kasabası olan Göynük’ü seçtiği, her zaman merak konusu olmuştur.

Fethin Gölgesinden Gönül Bahçesine: Akşemsettin Neden Göynük?

İstanbul fethedilmiş, Ayasofya’da ilk cuma namazı kılınmış ve bir çağ kapanıp yenisi açılmıştı. Bu muazzam tablonun en ön safında, beyaz cübbesiyle genç padişahın hemen yanı başında bir isim vardı: Akşemsettin Hazretleri.

Sultan Fatih’in, “Benim asıl sevincim bu şehri almak değil, Akşemsettin gibi bir azizin benim zamanımda olmasıdır” dediği bu büyük âlim için İstanbul’un kapıları sonuna kadar açılmıştı. Şeyhülislamlık, saray danışmanlığı ya da devasa bir medrese hocalığı… Hepsi elinin tersiyle itebileceği kadar yakındı. Ancak o, fethin hemen ardından tozlu yollara düşüp Bolu’nun mütevazı ilçesi Göynük’e yerleşmeyi seçti. Peki ama neden?

Dünyevî İkbalden Kaçış

Akşemsettin, sadece bir “hoca” değil, aynı zamanda bir tasavvuf ehlidir. Tasavvufun temelinde “şöhret afettir” düsturu yatar. İstanbul’un fethiyle birlikte kendisine yönelecek aşırı ilginin, halkın teveccühünün ve saray hayatının getireceği konforun manevi dünyasına zarar verebileceğini biliyordu. O, zaferin gururunu taşımak yerine kulluğun mahviyetini seçti.

Padişah ile “Mesafe” Ayarı

Fatih Sultan Mehmet, hocasına karşı o denli büyük bir muhabbet besliyordu ki Akşemsettin sarayda kalsaydı, genç padişahın devlet işlerinden ziyade vaktini hocasının yanında geçireceğinden endişe ediyordu. Kaynaklar, Akşemsettin’in bu durumu sezdiğini ve sultanın kendi ayakları üzerinde durması, bir hükümdar olarak otoritesini tam anlamıyla tesis etmesi için araya bu mesafeyi koyduğunu rivayet eder.

Göynük: Bir İnziva ve Hizmet Durağı

Göynük, o dönemde hem sakinliğiyle bir dergâh ortamı sunuyor hem de Anadolu’nun manevi inşası için stratejik bir nokta teşkil ediyordu. Akşemsettin burada sadece ibadetle meşgul olmadı; talebe yetiştirdi, tıp çalışmalarına devam etti (mikrobu ilk tarif edenlerden biri olduğunu da unutmayalım) ve halkla iç içe, mütevazı bir hayat sürdü.

Özetle Akşemsettin Hazretleri bize şu mesajı verdi:
“Zirveye çıkmak zordur; ama zirvede kalırken tevazuyu korumak çok daha büyük bir fetihtir.”

O, fethi gerçekleştiren ruhu Göynük’ün sessizliğinde muhafaza etmeyi tercih etti. Bugün Göynük’teki türbesine gittiğinizde hissettiğiniz o derin huzur, işte bu bilinçli tercihin; bir dünya imparatorluğunun kıyısındayken “hiçliği” seçen o büyük ruhun mirasıdır.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.