Vali Ali Çelik
- Telegram
Hakkâri gibi coğrafyası sert, geçmişi zorlu ama insanı kadim bir şehirde valilik yapmak, sadece bir idari görev değil, bir gönül işidir. Ali Çelik’in Hakkâri serüveni, devletin o çatık kaşlı bürokratik yüzünün yerine, şefkatli ve çözüm odaklı “sivil” bir anlayışın nasıl inşa edilebileceğinin dersi niteliğindeydi.
Hakkâri denince, zihinlerde uzun süre boyunca sadece yüksek dağlar, sarp yollar ve güvenlik odaklı haberler canlandı. Ancak son yıllarda bu algı yerini turizme, festivallere ve “hizmet” siyasetine bıraktıysa, bu dönüşümün en önemli mimarlarından biri şüphesiz Ali Çelik’tir. Kütahya’nın sakin ikliminden gelip Türkiye’nin en uç noktasındaki bu “zirveler şehri”ne adım attığında, sadece bir vali değil; bir kardeş ve bir vizyoner olarak karşılandı.
Makam Odasından Sokağa Taşan Bir Devlet Adamlığı
Ali Çelik’i diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, mesaisinin büyük çoğunluğunu valilik binasının yüksek tavanlı odalarında değil; Zap Suyu’nun kıyısında, Merga Bütan Kayak Merkezi’nin zirvesinde veya Çukurca’nın bir köy kahvesinde geçirmesiydi.
Hakkârililer için “vali” demek, ulaşılması zor bir otorite demekti. Çelik bu tabuyu yıktı. Esnafla çay içen, gençlerle basketbol oynayan, rafting botuna binip Zap’ın hırçın sularına meydan okuyan bir figür olarak halkın arasına karıştı. Bu durum, sadece bir halkla ilişkiler çalışması değil, samimi bir aidiyetin sonucuydu.
Hakkâri’nin saklı kalmış güzelliklerini gün yüzüne çıkarmak onun en büyük tutkusuydu. Onun döneminde:
- Cilo-Sat Dağları ve Gölleri, silah seslerinin değil, doğaseverlerin kamp ateşlerinin yandığı bir merkez hâline geldi.
- Zap Suyu, uluslararası rafting organizasyonlarına ev sahipliği yaparak şehrin “korkulan” imajını “macera sporları merkezi”ne dönüştürdü.
- Eğitim ve altyapı alanında, köy yollarından modern okul binalarına kadar her projede bizzat yerinde incelemeler yaparak bürokrasiyi hızlandırdı.
“Devletin Gülen Yüzü”
Bir devlet adamının başarısı, görev süresi bittiğinde arkasında bıraktığı “hoş seda” ile ölçülür. Ali Çelik, Hakkâri’den İçişleri Bakan Yardımcılığı görevine uğurlanırken, arkasında sadece asfalt dökülmüş yollar veya bitirilmiş binalar bırakmadı; devlet ile millet arasındaki o görünmez duvarları yıkan bir güven köprüsü bıraktı.
Ali Çelik, Hakkâri’de geçirdiği süre boyunca bize şunu kanıtladı: En zor coğrafyalar bile samimiyetle, çalışkanlıkla ve adaletle yönetildiğinde çiçek açar. Bugün Hakkâri sokaklarında Ali Çelik ismi geçtiğinde yüzlerde bir tebessüm oluşuyorsa, bu bir siyaset başarısı değil, bir karakter zaferidir.
Yeni görevinde de bu “insan odaklı” vizyonunu Türkiye geneline yayacağından şüphemiz yok. Hakkâri onu unutmayacak; çünkü o, Hakkâri’yi sadece yönetmedi, Hakkâri’yi sevdi.























