Bir Kaymakamın "Karaşın" Defteri: Ece Ayhan ve Göynük'ün Çıplak Tarihi
- Telegram
1960’ların başında, Bolu’nun dik yokuşlu, ahşap evli ve sükunetle sarmalanmış Göynük ilçesine genç bir kaymakam atanır. Adı Ece Ayhan’dır. Ancak o, devletin alışılagelmiş sert temsilcisi değil; cebinde şiirler, zihninde ise resmi tarihin sökemediği "aykırı" düğümler taşıyan bir adamdır.
Yıllar sonra kaleme aldığı "Türkiye’nin Çıplak Tarihi" kitabına baktığımızda, Göynük’ün sadece bir görev yeri değil, Ayhan’ın "bakış açısını" kristalize eden bir laboratuvar olduğunu görürüz.
Devletin İçindeki Sivil: Kaymakam Ece
Ece Ayhan, Göynük’te kaymakamlık yaparken aslında bir paradoksu yaşar. Bir yanda devletin hiyerarşisi, mühürleri ve resmiyeti; diğer yanda ise halkın çıplak gerçekliği, yoksulluğu ve o "kadim" suskunluğu vardır. O, bu çatışmadan kaçmak yerine, çatışmanın tam ortasına oturur.
Kitabında sıkça bahsettiği "orta ikizler" veya "devlet dersinde öldürülen çocuklar" imgesi, aslında taşradaki bu gözlemlerinin bir ürünüdür. Göynük’ün dar sokaklarında yürürken, resmi tarihin o parıltılı sayfalarının arkasındaki "karaşın" yüzleri görür. Ona göre Göynük, Türkiye’nin bir özetidir: Muhafazakar, kendi içine kapalı ama bir o kadar da anlatılmamış hikayelerle dolu.
"Çıplak Tarih" Göynük’te Başlar
Ayhan, kitabında Göynük’ten bahsederken mekanı sadece fiziksel bir yer olarak anlatmaz. O, Göynük’ü "tarihin soyulduğu yer" olarak kurgular. Kaymakamlık koltuğunda otururken imzaladığı evrakların arkasındaki insan dramlarını, bürokrasinin soğukluğunu ve taşranın o tekinsiz ama saf halini "çıplak" bir şekilde ortaya koyar.
Onun gözünde Göynük; Akşemseddin’in manevi gölgesiyle, devletin sert yumruğu arasında sıkışmış bir belledir. Ayhan, bu belleği kağıda dökerken kelimeleri birer neşter gibi kullanır. Kitaptaki fragmanlarda, Göynük’ün sisli sabahları ile Türkiye’nin siyasi sisleri birbirine karışır.
Sonuç: Bir Miras Olarak Aykırılık
Ece Ayhan’ın Göynük’teki izi, sadece resmi kayıtlardaki bir isimden ibaret değildir. O, Göynük’ün o sessiz sokaklarına "sivil bir bakış" bırakmıştır. **"Türkiye’nin Çıplak Tarihi"**ni okurken Göynük’ü sadece bir ilçe olarak değil, bir şairin devletle ve toplumla hesaplaştığı o büyük meydan olarak görmek gerekir.
Bugün Göynük’e gidenler, sadece Akşemseddin Türbesi’ni ya da Zafer Kulesi’ni değil; aynı zamanda elinde sigarası, zihninde uçsuz buçaksız sorularıyla sokakları arşınlayan o "etik" ve "aykırı" kaymakamın ruhunu da aramalıdır. Çünkü Türkiye’nin gerçek tarihi, ancak o "çıplak" gözle bakıldığında görülebilir





















