Akşemsettin Neden Göynük'ü Tercih Etti?

Mekke ve Göynük’ün Fizikî Benzerliği, Bilimsel Çalışmalarında Göynük’ün Rolü

Akşemsettin Neden Göynük'ü Tercih Etti?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Akşemsettin Hazretleri’nin Göynük’e çekilmesi, sadece bir “emeklilik” tercihi değil; tasavvufî derinliği, tıp dehası ve siyasî duruşuyla örülmüş, çok katmanlı bir hikâyedir.

Fethin Manevî Mimarı: Akşemsettin’in Göynük’teki İlim ve İrfan Dünyası

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, hocası Akşemsettin’in yanında kalmasını ve İstanbul’da büyük bir medrese kurmasını arzulamıştı. Ancak Akşemsettin, fetihten kısa bir süre sonra Sultan’dan izin isteyerek Bolu’nun bu sarp ama huzurlu kasabasına yerleşti. Bu tercihin altında yatan temel motivasyonları üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

1. Tasavvufî Bir Zaruret: “Terki Terk Etmek”

Akşemsettin, Bayramiyye tarikatının kurucusu Hacı Bayram-ı Veli’nin en seçkin mürididir. Tasavvuf öğretisinde “el kârda, gönül yârda” prensibi esastır. İstanbul’un fethinden sonra halkın kendisine gösterdiği aşırı ilgi, Akşemsettin’in mütevazı dünyası için bir risk teşkil ediyordu. O, “halkın içinde Hak ile olmak” istiyordu; ancak halkın onu bir “kurtarıcı” ya da “keramet sahibi bir aziz” olarak merkeze alması, ilahî olanla arasına bir perde çekebilirdi. Göynük, bu perdenin kalktığı, sadece Yaradan ile baş başa kaldığı bir mekân oldu.

2. Tıbbın Öncüsü: Mikrobiyolojinin Temelleri

Akşemsettin sadece bir din âlimi değil, aynı zamanda döneminin en büyük hekimlerinden biriydi. Göynük yıllarında yazdığı Maddetü’l-Hayat (Hayat Maddesi) adlı eserinde, Louis Pasteur’den yaklaşık 400 yıl önce mikrobun varlığından söz etmiştir:

“Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer.”

Göynük’ün zengin bitki örtüsü, onun eczacılık ve bitkisel tedavi (fitoterapi) çalışmalarını sürdürmesi için doğal bir kaynak sağlamıştır. Kendi hazırladığı ilaçlarla bölge halkını ücretsiz tedavi etmiş, tıp ilmini maneviyatla harmanlamıştır.

3. Göynük’teki Eğitim Modeli: Gazi Süleyman Paşa Medresesi

Akşemsettin, Göynük’e yerleştikten sonra sadece ibadetle meşgul olmamıştır. Burada bulunan Gazi Süleyman Paşa Camii ve Medresesi’ni önemli bir ilim merkezine dönüştürmüştür. O dönemde Göynük, İstanbul ile Anadolu arasındaki stratejik duraklardan biriydi. Akşemsettin, burada devlet adamlarından sıradan köylülere kadar her kesimden insanı eğitmiştir. Oğlu Hamdullah Hamdi de bu ilim ve irfan ikliminde yetişerek Türk edebiyatının önemli mesnevi şairlerinden biri olmuştur.

Göynük’teki Mimari Miras: Akşemsettin Türbesi

1459 yılında vefat eden Akşemsettin’in türbesi, bugün Göynük’ün sembollerinden biri olan Gazi Süleyman Paşa Camii’nin avlusunda yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmed, hocasına olan vefasını göstermek amacıyla bu türbeyi 1464 yılında bizzat yaptırmıştır. Türbe, sade mimarisiyle Akşemsettin’in hayattayken savunduğu “tevazu” felsefesini yansıtmaktadır.

Bir Denge İnsanı

Akşemsettin’in Göynük’ü seçmesi; siyaset ile dervişlik, ilim ile ibadet, şöhret ile sadelik arasındaki hassas dengeyi kurma çabasının bir sonucudur. O, İstanbul’u fetheden iradenin arkasındaki “gizli güç” olarak kalmayı, ön planda olmaya tercih etmiştir.

Mikrobiyolojinin İsimsiz Öncüsü: Akşemsettin ve Tıbbî Dehası

Orta Çağ dünyasında hastalıkların “kötü ruhlar”, “yıldızların konumu” ya da “vücuttaki sıvı dengesizlikleri” nedeniyle ortaya çıktığına inanılırken, Anadolu’nun bağrından yükselen bir ses tıp tarihinin akışını değiştirecek bir tespitte bulunuyordu. Akşemsettin (1389–1459), Pasteur ve Koch gibi bilim insanlarından yaklaşık 400 yıl önce hastalıkların temelinde “görünmeyen canlıların” yattığını ileri sürmüştür.

1. Mikrobun İlk Tanımı: Tohum Nazariyesi

Akşemsettin’in tıp dünyasındaki en büyük başarısı, hastalıkların bulaşma riskini ve yöntemini bilimsel bir temele oturtmasıdır. Maddetü’l-Hayat adlı eserinde mikrobun tanımını şu sözlerle yapar:

“Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer.”

Burada kullanılan “tohum” (tohum-ı maraz) ifadesi, günümüz biyoloji dilindeki mikroorganizma ya da mikrop kavramının tarihsel karşılıklarından biridir. Mikroskobun henüz icat edilmediği bir dönemde bu sonuca gözlem ve mantık yoluyla ulaşması, onun dehasının en somut göstergelerindendir.

2. Kanser Araştırmaları ve Seroloji

Akşemsettin, yalnızca bulaşıcı hastalıklarla değil, o dönemde “seretan” olarak adlandırılan kanserle de ilgilenmiştir.

• Kanser Tanısı: Tümör ve şişlik ayrımı üzerine, dönemine göre oldukça ileri çalışmalar yapmıştır.

• İlaç Hazırlama: Göynük’te bulunduğu yıllarda yabani otlar ve minerallerden elde ettiği karışımlarla eczacılık faaliyetlerini yürütmüş, özellikle “hastalık tohumlarını” yok etmeye yönelik bitkisel antidotlar geliştirmiştir.

3. Ruh ve Beden Sağlığı Bütünlüğü (Psikosomatik Tıp)

Akşemsettin, tıp ilmini ruhaniyetten ayırmamıştır. Ona göre beden ve ruh bir bütündür. Kitabu’t-Tıb ve Hall-i Müşkilât gibi eserlerinde, ruhsal çöküntülerin fiziksel hastalıkları tetiklediğini savunmuştur. Bu yaklaşım, günümüz psikosomatik tıp anlayışının tarihsel bir karşılığıdır.

4. Tıp Literatüründeki Başlıca Eserleri

Akşemsettin’in tıp dünyasına bıraktığı yazılı miras, onun yalnızca bir teorisyen değil, aynı zamanda pratik bir uygulayıcı olduğunu göstermektedir:

• Maddetü’l-Hayat (Hayat Maddesi): Bitkilerin tıbbî özellikleri ve mikrobiyoloji üzerine odaklanan en önemli eseridir. Türkçe yazılmış olması, bilginin halka ulaştırılması açısından devrim niteliğindedir.

• Kitabu’t-Tıb: Hastalıklar ve tedavi yöntemleri üzerine rehber niteliğinde bir eserdir.

• Adab-ı Tarikat: Ruh sağlığı ile ahlakî gelişimin beden üzerindeki etkilerini ele alır.

Bütün bu unsurlar, hayatımızda dengeyi nasıl sağlamamız gerektiğini adeta yüzyıllar öncesinden öğütlemektedir. Bu kıymetli mirası koruyup yarınlara aktarabilmek dileğiyle…


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

1 yorum yapılmış

  • Ali Lütfi GÖKTUĞ (4 gün önce)
    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Ne kadar ileri görüşlü ve mütevazi bir insanmış.İlk fırsatta Göynüke gelip kabrini ziyaret etmek isterim.Büyük İslam Alimimizi.
    %100
    %0
    Yanıtla