GEÇMİŞTEN ŞİMDİYE YAZIN

GEÇMİŞTEN ŞİMDİYE YAZIN
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-


   Yazar, birçok alanda -bilim, sanat, kültür- yazı yazan, yazma eylemini gerçekleştiren kimsedir. Yazar, düz yazı yazar. Şiir gibi ölçülü, estetik yazılar kaleme alan kimselere ise şair deriz.  
   Şiirler, düz yazılara göre daha imgesel, ölçülü, estetik yazılardır. Düz yazıya kıyasla çağrışımlara ve hayal gücüne başvurulur. Düz yazı yazarken yazar, yaşadığı toplumdan beslenir. Yaşadıklarıyla, bulunduğu toplumdan izlerle, hayal gücünü harmanlar ve ortaya bir ürün çıkarır. Şairler de şiirlerini yazarken toplumdan beslenebilirler fakat orada önemli olan birtakım kritik noktalar vardır: Ölçü(uyak), sentaks, duygu, imge...  
   Şiirler belki kelime sayısı olarak düz metinlerden daha azdır ancak daha fazla anlam ifade edebilirler. Bunun nedeni de şiirdeki kelimelerin birçok şeyi çağrıştırmasından kaynaklanır. Biz bir mısra okuruz, gelin görün ki şair, o mısrada neler neler anlatmıştır!..  
   Ancak eski şair ve yazarların daha yüksek hayal gücüne sahip olduğunu düşünürüm. O dönemde çok kolay ulaşılabilen kitaplar yoktu. İnternet, bilgisayar, televizyon, tablet gibi elektronik araçlar zaten yoktu. Dolayısıyla yazılan metinler tamamen tecrübe, birikim ve hayal gücüyle yazılmış metinlerdi. Yazar ve şairlerin yetenekleriyle yoğurulmuş ürünlerdi. Günümüzde yazar ve şair olmak eskiye kıyasla daha kolaylaştı. Evet; yazarlık, şairlik gibi sanatsal işler fazlasıyla birikim, beceri gerektirir ancak günümüzde yazın hayatına girmek kolay olduğu için niteliksiz metinlerin de ortaya çıktığı aşikar. Dolayısıyla okuyucu olarak iş bize düşüyor. Kaliteli, nitelikli metinleri tespit etmek ve okumak bizim elimizde.  
Peki günümüzde yazar, şair olmak neden daha kolay?  
   Bir kere her türlü yazıya, kitaba, görüşe, eleştiriye rahatlıkla erişebiliyoruz. Dolayısıyla fikirlerimizi bu minvalde değiştirebiliyor ve revize edebiliyoruz. Danışabileceğimiz kişiler ve mecralar oldukça fazla ve ulaşılabilir konumda.  
    İkinci olarak, yazıları yayımlatabileceğimiz yayınevi sayısı oldukça fazla. Herhangi bir yayınevi ile anlaşamıyorsak bir başka yayınevi ile iletişim kurabiliyoruz.  
   Üçüncü olarak, hepimizin de bildiği gibi teknolojik araçlar vasıtasıyla , sosyal platformlar aracılığıyla ortaya koyduğumuz ürünleri ulaştırmak istediğimiz kitlelerle paylaşabiliyor ve sesimizi duyurabiliyoruz.  
   Dördüncü olarak; söyleşi, imza günü gibi etkinliklerle de okurlarla buluşuyor ve sohbet edebiliyoruz.  
Ancak dediğimiz gibi bütün bu durumların bugün daha kolay olması ortaya konan metinlerin-ürünlerin-kaliteli olduğunu ispatlamaz. Dolayısıyla seçici olmakta fayda vardır.  
   Bugün bütün olarak yayımlanan metinler çok eskiden öncelikle sayılı dergi ve gazetelerde tefrika edilir daha sonra yayınevi tarafından yayımlanırmış. Bugün birçok2/2eseri olan nitelikli yazarlarımızı dinlediğimizde görüyoruz ki bugüne gelmeleri hiç de kolay olmamış.  
   Dediklerimizin hepsi bir yana daha da eski olan şair, yazar ve metinlerimizden bihaber gençlerimiz. Belki bizler bile... Çocuklarımız Divan Edebiyatı şairlerimizden olan Fuzuli, Nef'i, Nesim’den bihaber. Halk şairlerimizden Aşık Veysel’i , Karacaoğlan'ı bilenimiz az. Sorsan Divan Edebiyatı, Klasik Türk Edebiyatı nedir diye, bakakalırlar! Bu kadar uzak olmamızın nedeni öncelikle okumuyor olmamız sonra tarihimizi araştırmıyor, sorgulamıyor en kötüsü de merak etmiyor olmamız, tarihimizi, kültürümüzü, gurur duyacağımız şairlerimizi, yazarlarımızı göz önünde bulun durmuyor tanıtmıyor olmamız!  
Bakınız kelimelerin gücüne, yeteneğe, birikime, yaşanmışlığa, estetiğe... 
“Meni candan usandırdı, cefâdan yâr uyanmaz mı?  
Felekler yandı âhımdan, mur'âdım şem'i yanmaz mı?  

Kamu bimârına cânân, deva-yı derd eder ihsân.  
Niçün kılmaz bana dermân, beni bimâr sanmam mı? 
...”           
                                      Fuzûli 
“Beni hor görme kardeşim 
Sen altınsın, ben tunç muyum?  
Aynı vardan var olmuşuz 
Sen gümüşsün, ben sac mıyım?  
...  
Kimi molla, kimi derviş 
Allah bize neler vermiş 
Kimi arı, çiçek dermiş 
Sen balsın da ben çec miyim?  
...” 
                                 Âşık Veysel

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.