Göynük'ten Çukurca'ya Uzanan Bir Tesadüf
- Telegram
Bazı karşılaşmalar vardır; insanın hayatına tesadüf gibi girer ama aslında yıllardır biriktirdiği hatıraların kapısını aralar.
Yıllar önce, ilk görev yeri olarak Bolu’nun güzel ilçesi Göynük’e atanan genç bir polis memuru vardı. Göynük onun için yalnızca görev yaptığı ilk yer değildi. Mesleğinin ilk heyecanlarını, ilk dostluklarını, ilk zorluklarını ve Anadolu’nun o kendine özgü sıcaklığını burada tanımıştı.
Göynük’ün taş sokakları, ahşap konakları, Zafer Kulesi ve insanlarının samimiyeti zamanla onun hafızasında derin bir yer etmişti.
Bir de Göynük üzerine yazılar kaleme alan bir köşe yazarı vardı.
Polis memuru, görev yaptığı yıllardan aklında yer eden Göynüğü hatırlamak için Göynük gazetesini sosyal medyadan takip etmekteydi; ilçenin tarihini, insanlarını, yemeklerini, geleneklerini ve gündelik hayatını anlatan satırlarda kendi görev yaptığı Göynük’ü yeniden keşfederdi. Kimi zaman “Bizim ilçeyi ne güzel anlatmış,” der, kimi zaman da yazılarda kendi yaşadığı anılardan izler bulurdu.
Aradan yıllar geçti.
Hayat onları birbirinden uzaklaştırdı.
Polis memurunun yolu bu kez Hakkâri’nin Çukurca ilçesine düştü. Göynük’ün sakin sokaklarından, bambaşka bir coğrafyanın dağlarına uzanan uzun bir yolculuktu bu.
Çukurca’da görev yaptığı bir gün, yorucu bir mesainin ardından bir lokantaya girip yemek yemeye başladı.
Tam karşı masada oturan kişiye gözleri takıldı.
Bir an durdu.
Yüz tanıdıktı.
Ama insan bazen tanıdığı bir yüzü, hiç beklemediği bir yerde görünce hafızasına inanmakta zorlanır.
Dikkatlice baktı.
“Affedersiniz… Siz Göynük gazetesinde yazılar yazan…?”
Karşısındaki adam başını kaldırdı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra yüzlerde aynı anda bir tebessüm belirdi.
Yılların arasından bir anda Göynük çıktı ortaya.
Bir lokantanın masasında, Hakkâri’nin Çukurca’sında…
Sanki aradan geçen onca yıl bir anda yok olmuştu.
Sizi Göynük gazetesinden tanıyorum emin olmak için bir kez daha baktım sosyal medyadan ve sohbete başladılar…
“Ben de Göynük’ten bu kadar uzakta, sizi göreceğimi hiç düşünmezdim.”
Sohbet koyulaştı.
Önce Göynük konuşuldu.
Eski günler, eski insanlar, eski sokaklar…
Sonra görev yılları…
Ardından hayatın onları savurduğu yollar.
Bir zamanlar Göynük’ün sokaklarında görev yapan polis memuru şimdi Çukurca’nın dağlarında görev yapıyordu. Göynük’ü yazan köşe yazarı ise yıllar sonra aynı masada onun karşısında oturuyordu.
İki insan, iki farklı hayat…
Ama ortak bir şehir hatırası.
Sohbet ilerledikçe anladılar ki bazı yerler insanın hayatından çıkmıyordu.
Göynük de onlardan biriydi.
İnsanın ilk görev yeri olması, ilk dostlukları, ilk heyecanları, ilk sorumlulukları yaşaması… Bütün bunlar bir ilçeyi sadece bir coğrafya olmaktan çıkarıyor, onu insanın hatıralarının bir parçasına dönüştürüyordu.
Polis memuru bir ara şöyle dedi:
“Göynük benim meslek hayatımın ilk sayfasıydı. Çukurca ise başka bir sayfa. Ama ikisinin de insanı başka. Biri Abant’ın, diğeri dağların arasında… Fakat ikisinde de insan sıcaklığı var.”
Bu söz, masada kısa bir sessizlik oluşturdu.
Çünkü bazen bir cümle, uzun bir hikâyeyi anlatmaya yeter.
O gün Çukurca’da yenilen yemek, sıradan bir öğün değildi.
Bir masada iki insan değil, yıllar buluşmuştu.
Göynük’ün sokaklarından Çukurca’nın dağlarına uzanan bir hatıra köprüsü kurulmuştu.
Belki de hayatın en güzel tarafı buydu.
İnsan nereye giderse gitsin, geçmişinden bazı insanları, bazı şehirleri ve bazı hikâyeleri yanında taşıyordu.
Ve bazen hiç beklemediği bir anda, yıllar önce bıraktığı bir hatıra çıkıp karşısına oturuyordu.
Bir lokantada…
Bir yemek masasında…
Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde…
O gün iki insanın sohbeti uzun sürdü.
Göynük konuşuldu, Çukurca konuşuldu, hayat konuşuldu.
Ama en çok da geçmiş ile bugün arasında kurulan o görünmez bağ konuşuldu.
Çünkü bazı tesadüfler, aslında hayatın insana verdiği küçük armağanlardır.
Göynük’te başlayan bir hikâyenin yıllar sonra Çukurca’da yeniden yazılması da böyle bir armağandı.
Ve belki de insanın hayatındaki en güzel şehirler, haritada birbirinden ne kadar uzak olursa olsun, hatıralarda birbirlerine o kadar yakındır.
Göynük’ten Çukurca’ya uzanan o gün, bize bir kez daha şunu hatırlattı:
Bazı insanlar hayatımızdan çıkar, ama hatıralarımızdan asla çıkmaz. Bazı şehirlerden ayrılırız, fakat o şehirler bizden hiç ayrılmaz.

























