EN AĞIR BAVUL!

GÖYNÜK’TEN GİDEN GENÇLERİN UMUDU

EN AĞIR BAVUL!
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Otobüsün kalkmasına birkaç dakika vardır.

Meydanın bir köşesinde bir anne, elindeki poşeti oğluna ya da kızına son kez uzatır:

“Al evladım, yolda yersin…”

Genç, bavulunu bagaja verir. Sonra dönüp Göynük’e son bir kez bakar. Belki Zafer Kulesi’ne, belki yıllardır yürüdüğü çarşıya, belki çocukluğunun geçtiği sokağa…

Ve otobüs hareket eder.

Oysa o gün otobüse konulan en ağır şey bavul değildir.

Umuttur.

Çünkü Göynük’ten giden her genç yanında yalnızca birkaç parça eşya götürmüyor. Çocukluğunu, arkadaşlarını, ailesini, hatıralarını ve “Belki bir gün dönerim” ihtimalini de o bavula koyuyor.

Biz de ardından bakıyoruz.

Ama artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bu gençler neden gidiyor?

Gençlerin büyük şehirlere göçü elbette yeni bir mesele değil. Fakat bugün yaranın daha derin olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık yalnızca iş bulamayan gençler gitmiyor.

Kendisine bir gelecek göremeyen genç gidiyor.

“Ben bu memlekette ne olacağım?” sorusuna cevap bulamayan gidiyor.

Üniversiteyi bitirip döndüğünde diplomasını koyabileceği bir masa bulamayan gidiyor.

Bir iş kurmak istediğinde önünde yol göremeyen, fikrini anlatacak kapı bulamayan, “Buradan bir şey olmaz” sözünü defalarca duyan genç gidiyor.

Ve en kötüsü ne biliyor musunuz?

Bir süre sonra gençlerimiz gitmeyi hayal etmeye değil, kalmayı anlamsız bulmaya başlıyor.

İşte asıl tehlike burada.

Yaz aylarında turistlerin telefonlarına sığdıramadığı güzel Göynük’ümüz, kışın akşam saatlerinde sessizliğe bürünüyor.

Çarşıdaki bir esnaf kepengini indiriyor.

Bir evin ışığı sönüyor.

Bir genç üniversite için gidiyor.

Bir başkası iş bulmak için…

Sonra “Döneceğim” diyenlerin bir kısmı dönemiyor.

Çünkü geri dönmek için yalnızca memleket sevgisi yetmiyor.

İnsanın dönebilmesi için bir nedeni de olması gerekiyor.

ELEŞTİRECEĞİZ, ÇÜNKÜ BU MEMLEKETİ SEVİYORUZ

Kimse kusura bakmasın.

Göynük’ü seviyorsak, güzel taraflarını anlattığımız kadar eksiklerini de konuşacağız.

Akşemseddin Hazretleri’nin manevi huzuruyla, tarihi konaklarımızla, sokaklarımızla, göllerimizle, dağlarımızla, kültürümüzle elbette gurur duyacağız.

Ama gençlerimize yalnızca;

“Memleketinizin kıymetini bilin.”

demek yetmez.

Memleketin de gençlerinin kıymetini bilmesi gerekir.

Festival düzenlemek güzeldir.

Konser yapmak güzeldir.

Etkinlikler, şenlikler, sosyal medya paylaşımları elbette gereklidir.

Ama gençleri birkaç günlük eğlence değil, 365 günlük gelecek umudu memleketinde tutar.

Yıllardır aynı sözleri duyuyoruz:

“Yatırım gelecek.”

“İstihdam artacak.”

“Gençlerimize yeni imkânlar sağlanacak.”

Peki sonra?

Bir genç diplomasıyla kapı kapı dolaşıyorsa…

Bir başkası iş bulabilmek için Bolu’ya, Ankara’ya, İstanbul’a gitmek zorunda kalıyorsa…

Bir diğeri kendi memleketinde yuva kuramayacağını düşünüyorsa…

Bir yerde eksik bıraktığımız bir şeyler var demektir.

Bunu kabul etmek kimseyi küçültmez.

Tam tersine, çözümün başlangıcıdır.

“TECRÜBELİ ELEMAN ARANIYOR”

Genç üniversiteyi bitiriyor.

İş arıyor.

Karşısına ilk çıkan cümle:

“Tecrübeli eleman aranıyor.”

İyi de arkadaş…

Bu çocuk tecrübeyi nerede kazanacak?

“Önce büyük şehre git, birkaç yıl çalış, kendini geliştir, sonra dönersin.”

Peki ya dönmezse?

Orada bir iş bulursa, evlenirse, çocukları olursa, hayatını orada kurarsa?

Biz bir genci daha kaybetmiş olmayacak mıyız?

Sonra yıllar geçiyor ve aynı cümleyi kuruyoruz:

“Göynük'te genç kalmadı.”

Gençler bir gecede kaybolmadı.

Biz onların gidişini yıllarca seyrettik.

SUÇU YALNIZCA YÖNETENLERE ATMAK DA KOLAYCILIK OLUR

Burada hepimize düşen bir pay var.

Yönetenlere var.

Esnafa var.

İş dünyasına var.

Okullara var.

Sivil toplum kuruluşlarına var.

Ailelere bile var.

Bazen iyi niyetle çocuğumuza;

“Evladım burada sana göre iş yok, git kendini kurtar.”

diyoruz.

Belki onun iyiliğini düşünüyoruz.

Ama farkında olmadan bir ilçenin geleceğine şu cümleyi öğretiyoruz:

“Burada olmaz.”

İşte değiştirmemiz gereken ilk cümle budur.

“Burada olmaz” yerine;

“Burada da olabilir.”

demeye başlamalıyız.

Ama bunu yalnızca sözle değil, imkân oluşturarak söylemeliyiz.

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Göynük gençlere yalnızca güzel manzaralar vaat ederek geleceğini koruyamaz.

Gençlerin söz sahibi olduğu gerçek bir yapı kurulabilir. Adına Gençlik Meclisi dersiniz, Gençlik Platformu dersiniz; hiç önemli değil. Önemli olan gençlerin yalnızca dinleyen değil, karar süreçlerine katılan insanlar olmasıdır.

Esnaf ile gençleri yeniden buluşturabiliriz. Ancak eski usul “yanımda çalışsın” anlayışıyla değil; meslek öğreten, eğitim veren, gelecekte kendi işini kurabilecek insanlar yetiştiren modern bir usta-çırak sistemiyle.

Turizmi birkaç aya sıkıştırmak yerine yılın tamamına yayacak işler geliştirmeliyiz.

Yerel ürünler…

E-ticaret…

Dijital tasarım…

Yazılım…

Uzaktan çalışma…

Küçük üretim atölyeleri…

Kadın ve genç girişimciliği…

Kooperatifler…

Bunların hiçbiri hayal değil.

Bugün dünyanın herhangi bir yerine ürün satmak için İstanbul'da gökdelenin otuzuncu katında oturmak gerekmiyor.

İnternetiniz, bilginiz ve cesaretiniz varsa Göynük'ten de dünyaya iş yapabilirsiniz.

Yeter ki gençlerimize bilgisayarını açabileceği bir ortak çalışma alanı, hızlı internet, eğitim, mentorluk ve en önemlisi kendisine inanan bir çevre sunabilelim.

Burs…

Staj…

Ulaşım…

Meslek eğitimi…

Girişimcilik desteği…

Bazen milyonluk projelerden önce gençlerin hayatını kolaylaştıracak küçük ama sürekli işler gerekir.

Çünkü büyük sözler gençleri memlekette tutmaz.

Tutulan küçük sözler tutar.

BİR GÜN GERİ DÖNEBİLMELİLER

Elbette bir köşe yazısıyla İstanbul’un, Ankara’nın, Bolu’nun sunduğu imkânları ortadan kaldıramayız.

Gençler okuyacak.

Gezecek.

Başka şehirlerde yaşayacak.

Dünyayı görecek.

Bunda yanlış hiçbir şey yok.

Bizim meselemiz gençlerin gitmesi değil.

Meselemiz, dönmek istediklerinde dönebilecekleri bir Göynük bırakıp bırakmadığımızdır.

Giden bir genç yıllar sonra memleketine baktığında;

“Orada benim için bir hayat var.”

diyebilmeli.

Kalan genç ise arkadaşının otobüsünün ardından bakarken;

“Acaba ben de mi gitmeliyim?”

diye düşünmek yerine;

“İyi ki burada kaldım.”

diyebilmeli.

İşte gerçek kalkınma budur.

Fabrika tabelalarının, proje dosyalarının, açılış kurdelelerinin ötesinde…

Bir ilçenin gerçek zenginliği, gençlerinin geleceğini o ilçede hayal edebilmesidir.

Bir gün Zafer Kulesi’nden aşağıya bakan bir genç düşünün.

Cebinde başka bir şehre alınmış otobüs bileti olmasın.

Aklında;

“Buradan nasıl giderim?”

sorusu değil,

“Ben burada ne kurabilirim?”

sorusu olsun.

Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca taş binalar değildir.

Çocuk sesidir.

Gençlerin hayalidir.

Üreten insanların alın teridir.

Geleceğe duyulan güvendir.

Eğer o ışığın azalmasında bizim de payımız varsa, yeniden yakmak da bizim görevimizdir.

Ve belki bir gün Göynük Otogarı'nda bir anne yine evladının eline bir poşet tutuşturacak:

“Al evladım, yolda yersin…”

Ama bu kez genç başka bir şehre hayat kurmaya gitmeyecek.

Okumaya, öğrenmeye, tecrübe kazanmaya gidecek.

Çünkü bilecek ki dönebileceği bir memleketi var.

İşiyle…

Ailesiyle…

Hayalleriyle…

Geleceğiyle…

En ağır bavul yine umut olacak.

Ama bu defa o umut, Göynük'ten gidenlerin değil;

Göynük'e dönenlerin ve Göynük'te kalanların umudu olacak.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.