15 TEMMUZ'UN ARDINDAN: DARILMACA GÜCENMECE YOK
- Telegram
Ve gelelim şimdi o geceyi, 15 Temmuz darbe girişimini yazmaya... Peşinen söyleyeyim; kırılmaca, darılmaca, gücenmece yok.
15 Temmuz, hafızalarımıza kazınan o garip tarih... O akşam Bolu'dan Göynük'e doğru yola çıkmıştım. Darbe haberini ilk olarak değerli Şeref Gül abimizin sosyal medyadaki paylaşımıyla gördüm. İnsan konduramıyor tabii; önce tam anlamlandıramadım. Göynük'e varıp eve geçtiğimde ise telefonlarım hiç susmamacasına çalmaya başladı. Bir şeylerin fena halde ters gittiğini, memleketin üzerine kara bir bulutun çökmekte olduğunu anlayıp hemen dışarı fırladık.
Fakat bu, alışılmış bir darbe girişimi değildi; bize eskilerin anlattığı, tarih kitaplarında okuduğumuz darbelere hiç benzemiyordu. Gece yarısı radyodan bildiri okunmadı, sabah uyandığımızda kapımızda askerin silahını görerek öğrenmedik olan biteni. Her şey akşamın kör vaktinde, gözümüzün önünde cereyan ediyordu. Haliyle o ilk saatlerde çok sorguladık; "Bu gerçekten darbe mi, değil mi?" diye.
O gece aslında yalnızca bir yönetim değişikliği teşebbüsüne değil, milletin iradesine uzanan karanlık bir ele de şahit oluyorduk. Kimin ne yaptığı tam bilinmiyor, bilgi kirliliği her geçen dakika büyüyordu. Televizyonlar farklı şeyler söylüyor, sosyal medya bambaşka haberlerle dolup taşıyordu. Böylesine bir karmaşada insanın en büyük pusulası; vicdanı, vatan sevgisi ve devletine olan bağlılığıdır.
O dönem MHP Göynük İlçe Başkanı olarak görev yapıyordum. Beklediğimiz, teşkilatımızın ve davamızın duruşuna yakışır o talimat il başkanlığımızdan gelir gelmez tereddütsüz meydana indik. Göynük çarşısına çıktığımızda, o şanlı ecdadın torunları olan gençlerimiz sağ olsunlar, anında etrafımızda kenetlendiler. Meydanda yürüdük, konuştuk, memleketin sahipsiz olmadığını dosta düşmana gösterdik.
O gece orada siyasi görüşlerin, farklı düşüncelerin hiçbir anlamı kalmamıştı. Meydanda bulunan herkesin ortak paydası aynıydı: Ay yıldızlı bayrağımız, ezanımız ve bağımsızlığımız... Çünkü mesele parti meselesi değildi; mesele vatandı. Vatan söz konusu olduğunda gerisi gerçekten teferruattan ibaretti.
Fakat o geceye dair hafızamda yer eden, içimi burkan acayip bir durum daha vardı...
Bizler memleket derdiyle meydanlara inerken; bankamatiklerin ve petrol ofislerinin önünde uzayan o telaşlı sıralar... Çoğunuz o manzaraları gördünüz, biliyorsunuz. Kimseyi kırmak istemem, isim isim detaylandırıp buraya yazmam da belki doğru olmaz ama o gece o kuyruklarda bekleyenlerin telaşı, meydandaki o inanmışlığın ve vatan sevdasının yanında çok acayip bir tezat oluşturuyordu. Tarih, meydanda canını ortaya koyanları da, petrol kuyruğunda ve banka sırasında yalnızca kendi derdine düşenleri de mutlaka yazacaktır.
Aradan yıllar geçti. O gecenin sıcaklığı elbette geride kaldı ama bize bıraktığı dersler hâlâ capcanlı duruyor. Devletler sadece güçlü ordularla değil, gerektiğinde iradesine sahip çıkan milletlerle ayakta kalır. Eğer o gece milyonlarca insan "Bana ne?" deseydi, bugün belki çok farklı şeyleri konuşuyor olacaktık.
15 Temmuz'un en büyük dersi de budur aslında. Demokrasi sadece seçim sandığına gidince değil, gerektiğinde millet iradesine sahip çıkınca da korunur. Bu yüzden o geceyi ne abartarak bir siyasi malzemeye dönüştürmek ne de unutarak sıradanlaştırmak doğru olur. O gece, milletin hafızasında ibretlik bir sayfa olarak kalmalıdır.
Velhasıl, o karanlık gece Göynük Meydanı'nda bir kez daha anladık ki bu milletin mayası sağlamdır. Vatan dendiğinde gerisini teferruat sayan gençlerimiz, bu ülkenin yarınlarının en büyük güvencesidir. Allah bu millete bir daha böyle geceler yaşatmasın. Birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi bozmak isteyenlere de hiçbir zaman fırsat vermesin.
Yazımı bitirirken, binlerce yıl ötesinden bugüne ışık tutan o asırlık gerçeği, ecdadın o sarsılmaz vasiyetini bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
"Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir!"
Bu söz, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de teminatıdır. Devletler yıkılabilir, zorluklar yaşanabilir; fakat millet olma şuurunu kaybetmeyen toplumlar yeniden ayağa kalkmasını da bilir.
Kalın sağlıcakla.

























