Boreal Sahnede Var, Bayide Yok: Ne Zaman Geleceği Belli Değil, Kaça Geleceği de

Boreal Sahnede Var, Bayide Yok:  Ne Zaman Geleceği Belli Değil, Kaça  Geleceği de
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Televizyonu her açtığınızda o muazzam tasarımı görüyorsunuz. Şehrin en işlek caddelerindeki dev panolarda, sosyal medyadaki otomobil incelemelerinde haftalarca süren bir tanıtım fırtınası koptu. Renault Boreal için yürütülen bu devasa kampanyanın merkezinde haklı bir gurur kaynağı olarak Türkiye'de üretilmesi yatıyordu. İnsanlar bu rüzgara kapılıp bayilere gittiğinde ise bambaşka bir duvarla karşılaştı. Showroomlar boş, satış temsilcilerinin dilinde ucu bucağı görünmeyen bekleme listeleri ve ne zaman geleceği bilinmeyen teslimat tarihleri var.

Fiyat tartışmasına geçmeden önce, aracın fiziki yokluğunu başlı başına bir sorun olarak masaya yatırmak gerekiyor. Ortada çok temel bir mantık çelişkisi var. Bir otomotiv markası televizyona, dijital mecralara ve açık hava reklamlarına bu boyutta bir bütçe döküyorsa, yaratacağı talebin büyüklüğünü öngörmemesi düşünülemez. Tanıtım takvimi ile üretim takviminin birbirinden bu kadar kopuk olması akıllara iki ihtimal getiriyor. Bu durum ya endüstriyel boyutta bir planlama hatasıdır ya da tamamen bilinçli bir tercihtir ve her iki senaryo da sorgulanmayı hak ediyor.

Tüketicinin yaşadığı somut gerçeklik oldukça yıpratıcı. Bayiden içeri giriyorsunuz, aracı kanlı canlı göremiyorsunuz. Test sürüşü yapma şansınız yok, aracın ne zaman geleceğini bilen de yok. Ancak sizden görmediğiniz ve dokunmadığınız bu araca bugünden bir meblağ bağlamanız, sıraya girmeniz bekleniyor. Fiyat farkı meselesi tam olarak bu yokluk hissinin üzerine biniyor. Müşteri zaten ne zaman teslim alacağı belli olmayan bir aracın peşindeyken, bir de kaça alacağı belirsizliğini sırtlanmak zorunda kalıyor. Sipariş masasına oturduğunuzda bayiler, araç fabrikadan çıkıp teslimat aşamasına geldiğinde geçerli olacak güncel fiyatın talep edileceğini söylüyor. Gecikme yaşandıkça ve piyasada zamlar ardı ardına geldikçe aradaki tüm fark müşterinin omuzlarına yükleniyor. Bekleme süresinin maliyetini ve enflasyon riskini sadece alıcı öderken, satıcının teslimatı hızlandırmak için elinde gerçekten bir teşvik kalıp kalmadığı büyük bir soru işaretine dönüşüyor.

Bu tablonun arkasında sektörel dinamikler olabilir. Modern üretim planlamalarında kademeli lansman stratejisi sıkça uygulanır. Ürün tanıtılır, talep toplanır ve fabrikanın seri üretim bantları aylar içinde tam kapasiteye ulaşır. Belki de Boreal şu an bantlardan piyasayı doyuracak hızda inemiyor. Küresel tedarik zinciri sıkıntıları da sektörü yormaya devam ediyor. Yurtdışından gelecek tek bir sensörün lojistik ağına takılması üretim hızını sessizce yavaşlatabilir."Müşteri iki belirsizliği birden sırtlanıyor: Aracın ne zaman geleceği belli değil, kaça geleceği belli değil."

Fabrikanın tam kapasiteyle çalıştığı senaryoda bile Türkiye'deki üretim tesisleri için ihracat çoğu zaman önceliklidir. Avrupa pazarlarındaki pazar payını koruma refleksi, yerli üretimin büyük bir kısmının doğrudan limanlara yönlendirilmesiyle sonuçlanabilir. İşin pazarlama stratejisi tarafında ise kasıtlı kıtlık yaratmak, ticarette marka değerini hızla yukarı çeken bir fiyat tutundurma taktiği olarak karşımıza çıkıyor. Talep arzı aştığında markalar fiyat belirleme gücünü eline alır. Fiyatların artacağı beklentisinin olduğu bir ortamda, bir bayinin elindeki aracı bugün teslim etmek yerine tutması ticari olarak ona cazip görünebilir. Riskin müşteriye yıkıldığı bir denklemde, aracı elde tutmak satıcı için risksiz bir yatırıma dönüşür. Ortada iç içe geçmiş iki büyük sorun var. İlki devasa reklamlarla tanıtılan ama bayide bulunamayan bir aracın yarattığı fiziki yokluk, ikincisi ise bu yokluğun üzerine eklenen açık uçlu fiyatlandırma politikası. Araçların gerçekten parça eksikliğinden mi üretilemediği, yoksa daha yüksek karlılık için lojistik parklarında mı bekletildiği sorusu şimdilik net bir cevaba kavuşmuş değil. Bu noktada sıfır araç almayı düşünenlerin atabileceği en somut adım sözleşme aşamasında dikkatli olmaktır. Sipariş verirken anlaşılan fiyatın sabit mi kalacağını yoksa teslimat günündeki koşullara göre mi değişeceğini mutlaka yazılı olarak teyit etmek gerekiyor.


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.