Bölüm 3: BİR HANEDANIN KANLI YÜZÜ

Bölüm 3: BİR HANEDANIN KANLI YÜZÜ
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Geçen bölümde yunan ordusunun Anadolu işgali sırasında sergilediği vahşeti anlatıyorduk. Devam edelim.

Yunan ordusu hiçbir savaşta reva görülmeyecek ölçüde vahşet sergilerken bir yandan da halkın kutsal saydığı her şeye karşı da son derece acımasızca saldırılarda bulunmaktaydı. Kuran-ı Kerimleri parçalayıp lağım çukurlarına atıyor, şehitlik ve mezarlıklara dışkılarını yapıyorlardı.

Aslında tüm bu vahşi uygulamalar aslında stratejik bir kararınyansımasıydı. Yunan ordusu halkı korkutarak ve onlara dehşet salarak bölgeden göç etmelerini sağlamaya çalışıyorlardı. Türkler bölgeden göç ettiğinde onlardan boşalan yerlere yakın adalardan ve yunanistan’dan taşıdıkları rumları yerleştiriyor, bölgenin demografik yapısını kendi lehine bozmaya çalışıyorlardı.

Tüm bu vahşet ve zalimlik 3 yıl 3 ay ve 22 gün sürdü. İçimizdeki kimi hainlerin dediği gibi Kurtuluş Savaşı ve milli mücadele hiç yapılmamış olsaydı bugün ne ben bu satırları yazıyor olurdum ne de sizler bunları okumuyor olurdunuz. 26 Ağustoslar biz Türkler için önemlidir bilirsiniz. 1071 yılının 26 Ağustos’unda Alparslan ve ordusu Anadolu’yu yurt edinmemizi sağlamış, 1922’nin 26 Ağustos’unda ise Mustafa Kemal ve askerleri ile ebediyen bu toprakların aslî sahibi olduğumuz perçinlenmişti.

Büyük Taarruz ile yunan ordusu önde ordumuz arkada Ege Denizi’ne doğru ölümcül bir kovalamaca yaşanıyordu. Yunan ordusu bizden kaçarken tahrip taburları ile geçtikleri her yeri yakıp yıkıyordu. Bunlar kendilerine gururla Şeytan Taburulakabını takmışlardı. 3000 kişilik bu kuvvet yanlarında gaz yağı ve dinamit taşıyor, tulumbalar vasıtasıyla da çıkardıkları yangınları büyütmek için gaz yağı püskürtüyorlardı. Bu kovalamaca sırasında esir aldığımız yunan askerleri tek bir isim veriyordu: Prens andrea! Şeytan Taburunun komutanı, kral konstantin’in kardeşi prens andrea idi. Çok gaddar olan andrea, 9 Eylül’de İzmir’den denize döktüğümüz yunanlar arasındaydı. Büyük bir utanç ile döndüğü Yunanistan’da vatan haini ve istenmeyen adam ilan edildi. İdama mahkûm oldu. Tam infaz edilecekken İngiltere’nin diplomatik gayreti ile kurşuna dizilmekten son anda “yırttı” ve Fransa’ya sürgün edildi.

Andrea ve Konstantin İngiliz planları doğrultusunda yunankraliyet ailesi olarak tanıtılmalarına rağmen aslında yunan değil, Danimarkalıydı! Prens andrea’nın annesi Olga da Rus Ramanov hanedanı mensubuydu. Megali İdea ile Anadolu’yu işgal eden yunan kraliyet ailesinde tek bir yunan bile yoktu anlayacağınız!

Konu Epstein skandalı ha, o ayrıntıyı unutmadan okumaya devam edin lütfen.

Prens andrea, İngiliz kraliyet ailesi olan Windsor hanedanından Prenses Alice ile evliydi. Alice şizofrendi. Andrea’nın sürgünü sırasında şizofrenisi ilerledi ve İsviçre’de bir akıl hastanesine kapatıldı. Prenses Alice yıllar sonra hastaneden çıkıp Yunanistan’a gitti ve Ortodoks kilisesine bağlanarak rahibe oldu! Coğrafyamız aynı, siyasetimiz de benzer Yunanistan ile. Orada da darbeler, cuntalar ardı arkası kesilmeyen iç karışıklıklar oldu. İngiliz kraliyet ailesinin kararı ile eski Prenses yeni rahibe Alice karışıklıkların ortasında bırakılmadı ve İngiltere’ye götürüldü. Ölene kadar Buckingham Sarayı’nda yaşadı. Windsor sarayını bahçesine gömüldü. Sonra kemikleri Kudüs’e taşındı. Oradaki bir Rus Ortodoks manastırının bahçesine gömüldü.

Prens andrea ve Prenses Alice’in 5 çocuğu oldu. 4 kız 1 de erkek. Bu 4 kız Alman aristokratlarla evlendiler. O damatlar da II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da iktidara gelen Nasyonal Sosyalist İşçi Partisinin üyesi oldular. Yani damatlar katıksız birer Nazi’ydi!

Anadolu’yu işgal eden yunan ordusunun en gaddar yöneticilerinden biri ve kralın kardeşi olan andrea’nın 4 kızı Nazi oldu, karısı önce aklını yitirdi sonrasında ise rahibe oldu. Peki andrea’nın tek erkek evladı kimdi? Prens Philip. Philip Yunanistan doğumluydu. 7 yaşından itibaren İngiltere’de dayısının yanında eğitim gördü. Zeki bir çocuktu. Başarıyla okudu. İngiliz Kraliyet Donanma kuvvetlerinde II. Dünya savaşında savaş gemisi komutanı olarak savaştı.

Az kaldı, sabır. Devam edeceğiz…



 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.