BİR DEVRİMİN ANATOMİSİ – 2

BİR DEVRİMİN ANATOMİSİ – 2
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Şah, kendisini “imparator”, eşi Farah Diba’yı ise “imparatoriçe” ilan ederek ülkesini görkemli bir vitrine dönüştürmeye çalışırken, İran’da bambaşka bir hat üzerinden ilerleyen bir isim vardı: Ayetullah Humeyni.

Adını doğduğu şehir olan Humeyn’den alan bu din adamı, yalnızca dini kimliğiyle değil, Şah yönetimine açık ve sert muhalefetiyle öne çıktı. Batı’nın, özellikle de ABD ve İngiltere’nin İran üzerindeki etkisine karşı çıkıyor; devlet yönetiminde İslami kuralların belirleyici olması gerektiğini savunuyordu. Bu yaklaşımı, onu kısa sürede Şii dünyasının en etkili isimlerinden biri haline getirdi.

1950’lerde “Ayetullah”, 1960’larda ise “Büyük Ayetullah” unvanını alarak Şii dinsel hiyerarşisinin en üst basamaklarına ulaştı. Ancak bu yükseliş, aynı zamanda Şah ile doğrudan bir çatışmanın da başlangıcıydı.

Şah’ın uygulamaya koyduğu toprak reformu, özellikle dini çevrelere ait vakıf mülklerini de kapsayınca Humeyni’nin tepkisi sert oldu. Bu itiraz, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik bir karşı duruştu. Sonuç gecikmedi; Humeyni tutuklandı ve hapse atıldı.

Burada küçük bir parantez açmak gerekir: Toprak meselesi, bu coğrafyada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir güç alanıdır. Nitekim benzer tartışmalar Türkiye’de de yaşanmış, toprak reformu girişimleri ve kırsal dönüşüm projeleri uzun ömürlü olamamıştır. Kısacası, bu coğrafyada toprağa dokunmak çoğu zaman dengeleri sarsmak anlamına gelir.

Humeyni’nin tutuklanması, beklenenin aksine muhalefeti bastırmadı; aksine daha da görünür hale getirdi. Bu süreçte Şah yönetiminin en önemli araçlarından biri olan SAVAK’ın baskıları da toplumsal gerilimi artırdı.

Ve ardından sıra dışı bir gelişme yaşandı.

Humeyni, idam edilmek ya da tamamen etkisiz hale getirilmek yerine serbest bırakıldı ve ülke dışına gönderildi. 1964 yılında bir askeri uçakla Türkiye’ye getirildi. Bu, yalnızca bir sürgün değil, aynı zamanda tarihin seyrini etkileyecek bir ara duraktı.

Türkiye de o yıllarda kendi içinde oldukça çalkantılı bir dönemden geçiyordu. 1960 darbesinin ardından yeni bir anayasa yürürlüğe girmiş, siyasi dengeler yeniden kurulmaya çalışılıyordu. İstihbarat yapılanması da dönüşüm içindeydi.

İşte tam bu atmosferde, Humeyni bir süre Ankara’da tutulduktan sonra Bursa’ya gönderildi.

Bursa’daki hayatı ise devrimci bir liderden çok, sıradan bir sürgünü andırıyordu. Askeri istihbarat mensubu bir ailenin evinde kalan Humeyni, burada oldukça sade bir yaşam sürdü. Ancak bu sade hayatın içinde dikkat çekici ayrıntılar da vardı.

Ev sahibi olan Albay Ali Çetiner, eşi Melahat Hanım ve üç çocuğu ile birlikte yaşamak zorunda kaldı. Ailenin yıllar sonra bir gazeteye verdiği mülakatta anlattıklarına göre Humeyni, ilk zamanlarda evde başı açık bir kadının, Melahat Hanımın,bulunmasından rahatsızlık duyuyor, bu durum tartışmalara yol açıyordu. Ancak zamanla bu sert tutum yerini daha mesafeli bir kabullenişe bıraktı. Öyle ki, ilerleyen günlerde Humeyni’nin Melahat Hanım odaya girdiğinde saygı göstergesi olarak ayağa kalkıp selam verdiği bile anlatılır.

Bir başka ilginç detay ise Humeyni’nin çevreye nasıl tanıtıldığıydı. Onu tanımayan komşulara, eşi vefat edince Urfa’dan gelen “kayınpeder” olarak takdim edildi.

Tarih bazen en büyük kırılmalarını, en sıradan görünen anların içine saklar. Bursa’da mütevazı bir evde yaşayan bu sürgün din adamı, birkaç yıl sonra milyonları peşinden sürükleyecek bir siyasi lider haline gelecekti.

İran’da artık geri dönüşü olmayan bir sürecin kapıları aralanıyordu.

Devamı 3. bölümde…

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.