BİR YIL DAHA DÖNERKEN HER ŞEYİN AYNI KALDIĞI YER
- Telegram
Yaşım gereği tek kanallı televizyon dönemine yetişmiş biri olarak, TRT’nin o meşhur “haber yayına hazırlandığı sırada” anonsu hâlâ zihnimde canlıdır. Göynük Gazetesi’nin yılbaşı özel sayısı için bu satırları yazarken ben de aynı hissi taşıyorum; çünkü yazım yayına hazırlanırken aktüel olan birçok mesele, siz bu satırları okuduğunuzda belki yerlerini yenilerine bırakmış olacak.
Ben yine de mevzuyu mavera-yı zamana, yani zamanın ötesine taşımaya çalışacağım. Sözün hem geçmişe hem bugüne hem de yarına değdiği bir yerden tutarak… Çünkü konuşacağımız meseleler, sadece bugünün değil, bu topraklarda her dönemin gerçeği.
Üzerinde yaşadığımız, adı Dünya olan şu yaşlı gezegen, dahil olduğu sistemin yıldızı olan Güneş’in çevresinde 365 gün 6 saat süren deveranını bir kez daha tamamladığında insanın ömrüne bir yıl daha ekleniyor düz bakarsak. Ortalama insan ömrünün 75 – 80 yıl olduğu gerçeğinin gölgesinde ömürden bir yıl eksiliyor da diyebiliriz. Böyle bakıldığında yaşadığı kadar daha yaşama olasılığı çok da yüksek değil sıradan bir ölümlünün.
Ama yerelde ve genelde siyasi figürlerin, hadi siyasetle sınırlandırmayalım insanların, incir çekirdeği kadar menfaat elde etme uğruna topaç gibi fırıl fırıl dönüşleri beni güldürüyor. Doğrusu önceleri sinirimi bozardı da bu durumlar; ansızın bir değişim ve dönüşüm geçirdim. Genelde ölümlülerin bu değişimi geçirmesi, tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi görece uzun bir süreçte ilerlemesi beklenir. Ama tekrarlamak gerekirse bende bu süreç aritmetik değil geometrik biçimde hızla gerçekleşti.
Normalde elinde kutsal kitabı sallayarak meydanlarda oy dilenciliği yapmak ya da aynı kutsal kitabı öpüp alnına koyarak tutmayacağı yeminler etmek beni üzer, hatta sinirlendirirdi. Şimdilerde bunu yapan insanları gördüğümde istemsiz ve geniş bir gülümseme kaplıyor çizgileri derinleşen yüzümü. Veya ne bileyim sıradan bir insanken toplumsal konumunu kullanarak hakkı olmayan paralarla oyuncak gibi oynayan birinin ihram giyerek fonunda Kâbe olan fotoğrafları sosyal medyaya servis etmesi de beni güldüren şeylerden biri haline dönüştü. Kabe’yi kuş bakışı gören global zincir oteldeki süitinde helal şampanya içerek helal dana antrikot tabağını gözümüze sokan görgü yoksunu tipler de beni hiç mi hiç kızdırmıyor artık. Ağzımın bir kenarını çarpıtarak, azıcık da acı acı olmak üzere gülümsetiyor bu manzaralar artık.
Yadırgamamak, hatta belki hiç yargılamamak gerekir kimi zaman. Sonuçta sergilenen bütün bu gösterişler, gösterişli tövbeler veya vitrine dönmüş maneviyat iddiaları, kişinin Yaratıcı ile arasındaki bir bağın dışarıya taşmış hâli de olabilir.Bilemeyiz...
Fakat insanın gördüğü manzara karşısında hafifçe gülümsemesi de suizanna* girmez diye düşünüyorum; çünkü gülümsememiz kişilere değil, onların içine düştüğü tuhaf hâllere. Hayat bu kadar kısa, dönüşler bu kadar hızlı ve sahneler bu kadar benzerken… Belki de yapılacak en doğru şey, öfkeyi değil devrimci bir tebessümü kendimize yoldaş etmek. Zira bazen bir küçük gülümseme, bütün bu hengâmenin ne kadar boş, ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor insana.
* Suizan : Bir kişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan önyargılı olarak olumsuz kanaat taşımak.





















