BİR DEVRİMİN ANATOMİSİ – 1

BİR DEVRİMİN ANATOMİSİ – 1
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Bahsedeceğim devrim, komşumuz İran’da 1979 yılında Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin tahttan indirilmesiyle sonuçlanan ve Ayetullah Humeyni önderliğinde şekillenen büyük kırılma.

O yıllarda henüz dört yaşında bir çocuktum. Ancak ilerleyen yıllarda tek televizyon kanalı olan TRT’nin haberlerini izleyerek, ardından kitaplar, makaleler ve röportajlarla bu coğrafyayı ve yaşananları anlamaya çalıştım. Zamanla fark ettim ki, Ortadoğu’yu anlamak sadece olup biteni bilmekle değil, o olup bitenin arkasındaki dinamikleri görmekle mümkün.

İran, bizim gibi bu coğrafyanın kadim devletlerinden biri. Binlerce yıllık geçmişiyle tarih sahnesinde hep önemli bir aktör olmuş. Türkiye ile İran’ın yakın tarihinde bazı benzer dönüşümler yaşansa da yönleri bambaşka oldu. Türkiye Cumhuriyeti laik ve modern bir çizgide ilerlerken, İran’da yaşanan devrim tam ters istikamette gelişti.

1941 yılında, II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde tahta çıkan Şah Muhammed Rıza Pehlevi, ülkesini modernleştirme iddiasıyla önemli adımlar attı. “Beyaz Devrim” olarak adlandırılan reform programı; kadınlara oy hakkı tanınması, bazı sanayi kollarının millileştirilmesi ve eğitim alanında yapılan düzenlemeleri içeriyordu.

Ancak bu modernleşme hamleleri, toplumun tüm kesimlerinde aynı karşılığı bulmadı. Geleneksel tüccar sınıfı, dini otoriteler ve geniş halk kesimleri zamanla bu dönüşümden rahatsızlık duymaya başladı. Üstelik muhaliflere yönelik baskılar, CIA’inörtülü desteği ile kurulan istihbarat teşkilatı SAVAK’ınuygulamaları ve Batı ile kurulan yakın ilişkiler de bu rahatsızlığı derinleştirdi.

Şah yönetimi, özellikle petrol anlaşmaları üzerinden ABD ve İngiltere ile güçlü bağlar kurarken, içeride artan eşitsizlikler göz ardı edildi. Ekonomik büyüme rakamlara yansıyor gibi görünse de bu refah toplumun geniş kesimlerine yayılmadı.

Ve belki de en çarpıcı tablo saray ile sokak arasındaki uçurumdu.

Şah, yıllar içinde gücünü öylesine merkezileştirdi ki ülkedeki pek çok ekonomik faaliyetin doğrudan ya da dolaylı ortağı haline geldi. Lüks ve ihtişam, yönetimin adeta simgesi olmuştu.

Bu ihtişamın en dikkat çekici örneklerinden biri ise İmparatoriçe Farah Diba’nın tacıydı. Amerikalı kuyumcu Harry Winstontarafından tasarlanan bu 2 kg ağırlığındaki taç; yüzlerce değerli taşla bezeli, merkezinde nadir bulunan pembe bir elmas taşıyan görkemli bir eserdir. Aylarca dünya basınında yer alan bu taç, aslında İran’daki iki farklı dünyanın sembolü gibiydi.

Bir yanda sarayın ışıltısı, diğer yanda geçim sıkıntısı yaşayan geniş halk kitleleri…

İşte bu çelişki, yalnızca bir yönetim krizini değil, yaklaşmakta olan büyük bir kırılmayı da haber veriyordu.

Sarayların ışığı ne kadar parlaksa, gölgeleri de o kadar koyu olur. Ve gölgeler de her zaman derinden ilerleyen bazı şeylerin örtüsüdür. İran’da devrimin ayak sesleri işte o gölgelerin içinde yükselmeye başlamıştı.

Devamı 2. bölümde…

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.