Vicdanın Sesi: Öğretmen

Vicdanın Sesi: Öğretmen
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Kıymetli okurlar, bugün köşemizde hepimizin hayatına bir şekilde dokunmuş, omuzlarında koca bir geleceği taşıyan insanları, öğretmenlerimizi konuşalım istiyorum. Eğitim dediğimizde hepimizin aklına o sıcak sınıf ortamı, tahta başındaki telaş ve fedakârca çabalayan öğretmenlerimiz gelir. Fakat sistemi her konuştuğumuzda söz dönüp dolaşıp öğretmene geliyorsa onların dertlerini de en samimi halimizle, yürekten bir dille masaya yatırmamız gerekmez mi?

Bugünlerde hayat şartları hepimizin malumu. Bizler yıllarca "Öğretmenlik kutsaldır, fedakârlıktır." diyerek büyüdük. Elbette bu mesleğin manevi yönü paha biçilemez. Fakat pazarın, kiranın, faturaların gerçeğiyle yüzleştiğimizde o manevi doyum tek başına tencereyi kaynatmıyor.

Maalesef günümüzde mesleklerin toplumdaki itibarı biraz da yaşam standartlarıyla, ekonomik karşılığıyla ölçülüyor.

Geçtiğimiz dönemlerde çalışma hayatında yapılan iyileştirmelerde, "eşit işe eşit ücret" denildiğinde birçok kesimin yüzü gülerken öğretmenlerimiz sanki bu sevincin biraz uzağında kaldılar. Onların haklı olarak beklediği o ekonomik ferahlama bir türlü tam anlamıyla gerçekleşmedi.

Eğitim camiası koca bir aile. İdari kadrolarda, merkez teşkilatlarında alınan kararlar ve oradaki bürokratlarımıza yapılan iyileştirmeler elbette kıymetli. Fakat gelin, elinizi vicdanınıza koyun; bu işin asıl mutfağı okullarımız, asıl emektarı da tebeşir tozu yutan öğretmenlerimiz değil midir?

Merkezde işler düzeltilirken sınıftaki öğretmenin boynu bükük kalıyorsa orada hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir "kul hakkı", bir vicdan meselesi doğuyor demektir. İşin mutfağında pişen yemeğin lezzetli olması için aşçının da huzurlu olması gerekmez mi?

Hepimiz insanız; yoruluruz, kırılırız ve en çok da emeğimizin, varlığımızın önemsenmesini isteriz. Kafası ay sonunu nasıl getireceğiyle dolu olan, kendini sistemin içinde biraz unutulmuş hisseden bir öğretmenden, çocuklarımıza her sabah aynı umut ve enerjiyle gülümsemesini beklemek ne kadar adil? Bugün hangi okulun kapısından içeri adım atsak, öğretmenler odasına şöyle bir baksak o kırgınlığı ve motivasyon düşüklüğünü beden dillerinden okumak inanın hiç zor değil.

Elbette bir öğretmenin kalitesini, meslek aşkını sadece maaş bordrosu belirlemez. Ama onların geçim derdini sürekli bir tartışma konusu olmaktan çıkaramazsak eğitimde arzuladığımız o büyük atılımlar hayalden öteye geçemez.

Öğretmenimizin yüzü gülerse çocuğumuzun yüzü güler; çocuğumuzun yüzü gülerse memleketimizin yarınları aydınlanır. Bu meseleyi kimseyi kırmadan, dökmeden, suçlamadan ama en hakkaniyetli şekilde çözmek, bu toplumu yetiştiren o güzel insanlara olan en büyük vefa borcumuzdur.

Ben de elimden geldiğince değerli öğretmenlerimiz için sizlerin huzurunda bir şeyler yazmaya çalıştım.

Öğretmenler değerimizdir, 
Onlara değer verelim.

Saygılarımla,


 


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.