2025: "DİJİTAL VİCDAN"

2025: "DİJİTAL VİCDAN"
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

​2025 yılının kelimesi belli olmuş: "Dijital Vicdan."
​Haberi ilk okuduğumda telefonun ekranına bakakaldım. Bir kelime grubu, yaşadığımız çağı, sıkışmışlığımızı ve kendimizi kandırışımızı ancak bu kadar net, bu kadar can acıtıcı bir şekilde yüzümüze vurabilirdi.
​Tanımı ise adeta bir tokat gibi: "Gerçek hayatta sorumluluk almayıp sosyal medyadaki paylaşımlar veya beğenilerle vicdan rahatlatma eylemi."
​Gelin, dürüst olalım; birbirimizi kandırmayalım. Bu tanım, birçoğumuzun hikayesi.
​Akşam işten gelmişiz, yorgunuz. Ayağımızı uzatıp elimize o parlayan kutuyu alıyoruz. Baş parmağımızla dünyayı kaydırıyoruz. Bir video düşüyor önümüze; belki bir savaşın ortasında ağlayan bir çocuk, belki sokağa terk edilmiş titreyen bir köpek, belki de adaletsizliğe uğramış bir babanın feryadı...
​İçimiz "cız" ediyor mu? Ediyor. O an gerçekten üzülüyor muyuz? Evet, üzülüyoruz.
Peki ne yapıyoruz?
​Hemen "Retweet" tuşuna basıyoruz. Veya Instagram hikayemize ekleyip altına siyah bir kalp, belki de sitem dolu birkaç cümle yazıyoruz: "İnsanlık ölmüş!", "Bu nasıl vicdan?", "Yazıklar olsun..."
​Sonra? Sonrası koca bir hiçlik.
Paylaşımımızı yaptıktan tam üç saniye sonra, bir sonraki hikayeye geçiyoruz. Orada arkadaşımızın yediği harika akşam yemeği var, gülüyoruz. Bir sonrakinde komik bir kedi videosu, kahkaha atıyoruz.
​Az önceki o "büyük" üzüntümüz nereye gitti?
İşte "Dijital Vicdan" tam olarak bu. Vicdanımızı o "Gönder" butonunda aklayıp paklıyoruz. Sanki o tuşa basınca, o çocuğun karnı doymuş, o köpeğin üşümesi geçmiş, o babanın derdi çözülmüş gibi hissediyoruz. Kendimize "Ben görevimi yaptım, ben duyarlı biriyim, ben susmadım" diyoruz. Ve o gece yastığa başımızı "iyi bir insan" olduğumuza inanarak koyuyoruz.
​Ama gerçek hayat, piksellerden ibaret değil.
Eskiden "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir medeniyetin çocuklarıydık. Şimdi, "Komşusu açken, onun fotoğrafını paylaşıp altına üzgün surat koyan ama kapısını bir tas çorbayla çalmayan" bir nesle dönüştük.
​Vicdan, artık eyleme geçme sanatı değil; görünme sanatı oldu.
Yardım etmek değil, yardım ediyor "gibi" görünmek daha önemli hale geldi. Acıyı paylaşmak değil, acının etkileşimini almak öncelik oldu. Bizler, oturduğumuz yerden dünyayı kurtardığımızı sanan "klavye kahramanları" değil, "klavye seyircileri" olduk. Seyrediyoruz, beğeniyoruz, paylaşıyoruz ve unutuyoruz.
​Bu "Dijital Vicdan" kavramı, aslında modern zamanın günah çıkarma kabinidir. Sorumluluktan kaçışın en konforlu yoludur. Çünkü gerçek vicdan zordur. Gerçek vicdan; o telefonun ekranını kapatıp, ayakkabılarını giyip, o sokağa çıkmayı gerektirir. Gerçek vicdan; klavyeye dokunmayı değil, bir yetimin başına dokunmayı, bir ihtiyaç sahibinin elini tutmayı gerektirir. Gerçek vicdan terletir, yorar, bazen cebinden, bazen vaktinden harcatır.
​Oysa bir "story" atmak bedavadır, yorulmazsınız ve hemen alkışlanırsınız.
​2025'in kelimesinin bu olması, aslında kolektif bir itiraftır. İnsanlık olarak artık hissetmediğimizin, hissizleştiğimizin ve bu boşluğu sanal eylemlerle doldurmaya çalıştığımızın itirafı.
​Peki, ne yapacağız?
Bu yazıyı okuduktan sonra belki bunu da "beğenip" geçeceğiz. Ama ben diyorum ki; gelin bu kez farklı olsun. Gelin, vicdanımızı dijital hapishaneden kurtaralım.
​Bugün, sosyal medyada bir iyilik paylaşmak yerine, gerçek hayatta kimsenin görmediği, kimsenin "beğenmediği" gizli bir iyilik yapalım. Bir sokak hayvanının önüne bir kap su koyalım, uzun zamandır aramadığımız bir büyüğümüzü arayalım, ihtiyacı olan bir öğrencinin cebine harçlık koyalım. Ama bunu yaparken fotoğraf çekmeyelim. Sadece yapalım ve o huzuru kalbimizde hissedelim.
​Çünkü inanın bana; bir çocuğun yüzündeki gerçek bir tebessüm, milyonlarca "like"tan daha değerlidir.
Ve gerçek vicdanın şarjı asla bitmez, internete ihtiyaç duymaz. O, sadece insan olmaya ihtiyaç duyar.

​Dijital değil, "hakiki" vicdanlarda buluşmak ümidiyle... 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.