Soğuyan Evlerin, Sessizleşen Çocukları
- Telegram
İnsan bazen haberlere bakarken yutkunamıyor. Gencecik evlatlarımızın sokak başlarında, mahalle aralarında öfkeye, şiddete, o kapkara karanlığa nasıl bu kadar çabuk teslim olduklarını gördükçe insanın içi sızlıyor, yüreği daralıyor.
Böyle anlarda hepimiz o kolaya kaçan cümleye sığınıyoruz: "Şimdiki nesil çok bozuldu."
İnanın, en büyük haksızlığı tam da burada yapıyoruz. Suçu gençlerin omuzlarına yükleyip kenara çekilmek bizim ayıbımızdır. Asıl sormamız gereken, yüreğimizi titretecek o zor soru şudur: Biz bu çocuklara nasıl bir iklim bıraktık da bu hale geldiler? Nerede koptu bizim bağımız?
Eskiden "ev" dendiğinde akla tüten bir ocak, dertlerin eşikte bırakıldığı, merhametin ve muhabbetin demlendiği bir sığınak gelirdi. Şimdi dönüp bir bakalım o evlerimize...
Kapıdan giren kendi köşesine çekiliyor. Aynı çatı altında, birbirinin yüzüne bakmadan, birbirinin sesini duymadan, sadece aynı internet ağını paylaşan yabancılar gibi yaşıyoruz.
Akşam sofralarının o dert dinleyen, halden anlayan, birleştirici ruhu kayboldu. Babalar, anneler hayat telaşıyla yorgun; çocuklar ise kalabalıklar içinde yapayalnız... Harçlıklarını eksik etmedik, odalarını en güzel eşyalarla donattık, ellerine en son model cihazları verdik diye analık babalık vazifemizi kusursuz yapıyoruz sandık. Oysa onların cebini doldururken, kalplerinde açılan o devasa boşluğu hiç göremedik.
O boşluğu ne doldurdu biliyor musunuz? Ekranlardaki o sahte, o acımasız ve merhametsiz dünya.
Kendi evinde anlaşıldığını hissetmeyen, gözünün içine bakılarak "Bugün nasılsın, canını sıkan bir şey mi var evladım?" denmeyen her çocuk, teselliyi uçsuz bucaksız bir sanal alemde aradı. O alemde şefkat yok, gösteriş var. Muhabbet yok, "beğeni" var. Hal böyle olunca, sevgisiz büyüyen fidanların öfke kusması, en ufak bir rüzgarda kırılıp etrafına zarar vermesi kaçınılmaz oldu.
Çocuklarımız şiddeti ekranda gördü, orada normalleştirdi. İnsan iradesi, o sanal akışların içinde felç oldu. Bir insanın canının yanmasını, bir oyundaki puan kaybı kadar basit sanmaya başladılar. Çünkü empati dediğimiz o büyük insani haslet, bizimle beraber yavaş yavaş maziye karıştı.
Kıymetli dostlar, işin özü şudur: İnsanı insan yapan beton duvarlar, yasalar ya da cebindeki imkânlar değildir; insanı insan yapan kalbine ekilen sevgi tohumudur. Bizim medeniyetimiz bir şefkat medeniyetidir, bir merhamet yurdudur. Biz, komşusunun derdiyle dertlenen, sokaktaki yabancıyı bile "Allah’ın bir emaneti" sayan o kadim ruhun mirasçılarıyız.
Çareyi uzaklarda aramaya, süslü laflar etmeye hiç gerek yok. Çare sensin, çare benim. Çare, bu akşam eve gittiğimizde o televizyonu, o telefonu bir köşeye bırakıp evladımızın gözünün içine sahiden bakabilmektir. Onun omuzuna dokunmak, "Ben buradayım, seninleyim" diyebilmektir.
Unutmayalım; sevgisizlikten üşüyen bir çocuğu, dünyanın en kalın paltosu bile ısıtamaz. Gelin, o evlerimizi yeniden "yuva" yapalım. Gelin, evlatlarımızı kendi yalnızlıklarından çekip alalım. Çünkü bir çocuğun kalbini kazanamayan hiçbir toplum, geleceğini kazanamaz...
Saygılarımla,
























