En Çok Kimi Üzdük?

En Çok Kimi Üzdük?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Evet, artık büyüdük… Bizi ağlatacak tek şeyin, elimizden alınan oyuncak olduğu o masum zamanlarda değiliz maalesef. Henüz yirmi iki yıllık bir ömrün penceresinden baksam da hayata, zamanın bizi nasıl hızla savurduğunu ve ilişkilerin ne kadar karmaşıklaştığını görebiliyorum.

Ama bir şey var ki, ona hâlâ çocukluğumuzdaki kadar muhtacız; annemize ve onun o sıcak kucağına. Kollarımızı ona doğru uzattığımızda, başka tek kelime etmeye gerek kalmadan kucağa alındığımız günlerden bugüne ne değişti söylesenize? Hâlâ her şartta, düştüğümüzde de kalktığımızda da bizi karşılıksız olarak kabul eden tek liman onun kucağı…

Ama gelin görün ki, Göynük’ün sessiz sokaklarında yürürken ya da köşem için masamın başına geçip kelimelerle boğuşurken hep aynı sızı düşüyor içime. Bizler, ne yazık ki en çok kıymet bilmemiz gerekenleri üzdük.

Düşünün bir… Beş dakika geç kalınca çıngar çıkaranlar için, gece biz eve dönene kadar dualarla camda bekleyen annelerimizi üzdük. Pizzanın son dilimini ağzına tıkıştıranlar için, Şam fıstıkları bize kalsın diye usulca leblebileri yiyen annelerimizi üzdük. İş güç derken mesaiye kalsak, “Kim bilir ne haltlar yiyor!” diyenler için, evde pencere kenarında “Acaba ne yedi, ne yedi bu çocuk?” diye içi içini yiyen annelerimizi üzdük.

Beş dakika tribimizi çekemeyenler uğruna, bizi büyütene kadar saçını süpürge edip neler neler çeken annelerimizi üzdük. Düdüklü tencere görse bomba zannedip mutfaktan kaçacaklar için, sırf canımız çekti diye gece yarısı uykusundan feragat edip dolma saran, börek açan annelerimizi üzdük. Uğruna sokaklarda dayak yediğimiz o geçici sevdalar için, baba sopa atarken kendi canı pahasına bizi elinden alan annelerimizi üzdük.

Kullandığımız çataldan tiksinenler için çoraplarımızı, o pis çamaşırlarımızı ellerinde çitileyen annelerimizi üzdük dostlar. "Paran yoksa ben yokum" diyen acımasız dünyalar için, varlığımıza her gün şükredip "İyi ki varsın kuzum…" diyen annelerimizi üzdük. Omzumuzda ağlayıp iki gün sonra bir başkasına gidebilecek insanlar için, her başımız sıkıştığında omzunda, kucağında, dizinde huzur bulduğumuz annelerimizi üzdük.

Ayaklarımızı yerden kesen ama sonrasında bizi acımasızca popo üstü düşürenler için, ilk adımlarımızda ellerimizden sıkıca tutup yürümeye başladığımız annelerimizi üzdük. Bizi yiyip bitirenler için, besleyip büyüten annelerimizi; ha bire makyaj tazeleyenler için, yorulmadan ha bire çayımızı tazeleyen annelerimizi üzdük.

En acısı da ne biliyor musunuz? Limitli, ekstreli ve son kullanma tarihli o modern sevgiler için; limitsiz, karşılıksız ve kaydıhayat şartıyla bizi seven annelerimizi üzdük. Elimizde buketle, ayıcıkla meydanın ortasında bayır turbu gibi dikildiğimiz o kişiler için, evden çıkarken "Giderken şunu atıver" diye çöpü uzattığında çemkirdiğimiz annelerimizi üzdük… Cüzdanımızın dibine darı ekenler için, zor zamanımızda yastık altından çıkarıp cebimize usulca o harçlığı tıkıştıran annelerimizi üzdük.

Ayrılırken yedi ceddimize sayıp beddua okuyanlar için, arkamızdan hatim indirip yollarımızı dualarla açan annelerimizi üzdük. Tırnağı kırılınca dünyayı ayağa kaldıranlar için, bizim yüzümüzden kalbi bin parçaya kırıldığında bile sessizce yutkunan, susan annelerimizi üzdük. Kulüpte, gösterişli masalarda şişe açtıranlar için, evde akşam yemeğinde pilavın yanına yaptığı o mis gibi kompostoyu açan annelerimizi üzdük. Ve o meşhur günlerde, aldığımız tek taşın boyutunu beğenmeyenler için, her Anneler Günü’nde gidip küçük ev aleti kakaladığımız annelerimizi üzdük!..

Şimdi bir durup düşünme vakti. Değdi mi? Hayat, gerçekten değer vermemiz gerekenleri ıskalamak için, sahte sevgilerin peşinde yorulmak için çok kısa. Eğer bugün bir şansınız varsa, o karşılıksız sevginin tek gerçek sahibini arayın, gidin ellerini öpün. Çünkü o liman, hayatta ne fırtınalar koparsa kopsun, geminizin batmasına asla izin vermeyecek tek yerdir.

Annelerimizin günü kutlu olsun!


 


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.