Önce Barışalım, Sonra Bayramlaşalım
- Telegram
Kıymetli hemşehrilerim, değerli okurlar,
Yine içimizi kıpır kıpır eden, ruhumuzu dinlendiren o mübarek sabahlardan birine daha uyandık. Evlerin içini saran o tanıdık telaş, demlenen çayın buğusuna karışan limon kolonyası ferahlığı, zillere dokunacak ilk misafirin heyecanı… Şükürler olsun bizi bir Ramazan Bayramı'na daha sağlıkla, sıhhatle kavuşturan Rabbimize.
Bayram sabahları bir başka yaşanır. Cami avlusunda omuz omuza saf tuttuğumuz, selamlaştığımız o an, bütün dertlerin, günlük hayatın tasasının ve yorgunlukların geride kaldığı andır. Hepimizin diline pelesenk olmuş o meşhur "Nerede o eski bayramlar" lafı vardır ya hani... Aslında o eski bayramlar hiçbir yere gitmedi. Onlar hâlâ bizim sofra başı muhabbetlerimizde, kapımızı çalan komşumuzun gülen yüzünde, büyüklerimizin titreyen sesle ettiği o içten dualarda yaşıyor. Sadece bizler, bitmek bilmeyen bu hayat gailesi içinde, o ince güzellikleri bazen gözden kaçırabiliyoruz.
Eskiden cebimizde paramız azdı belki ama gönlümüz çok zengindi. Bir avuç akide şekeri, özenle ütülenmiş bir mendil dünyaları verirdi bize. Şimdi her şeyimiz var çok şükür ama o hesapsız kitapsız, çat kapı gidilen misafirlikleri mumla arar olduk. Omuz omuza verdiğimiz günlerin, büyük sofraların kıymetini zaman geçtikçe çok daha iyi anlıyoruz.
Halbuki bayram demek, sadece tatlı telaşlar, mükellef sofralar, yeni kıyafetler demek değildir. Bayram demek; darılanın barıştığı, incinen kalplerin onarıldığı, "Sen haklıydın, ben haklıydım" davalarının bir kenara bırakıldığı o eşsiz kucaklaşmadır. Ama ne yalan söyleyeyim, bazen içim de burkulmuyor değil. Omuz omuza aynı safta durup da, cami avlusundan birbirinin yüzüne bakmadan, el bile sıkışmadan ayrılanları görünce "Hani nerede bayramın bereketi, nerede affedicilik?" diye soruyorum kendi kendime. Üç günlük dünyada, incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler için koca yürekleri küstürmeye, bayram sabahının o nurlu havasına gölge düşürmeye değer mi hiç? Gelin, bu bayram her zamankinden daha sıkı sarılalım birbirimize. İnadı, kibri bir kenara bırakıp, o cami avlusundan küs ayrılanlardan olmayalım. Kapımızı ve gönlümüzü herkese sonuna kadar açalım.
Sadece kendi eşimizin dostumuzun değil; kapısı çalınmayanların, hastaların, köşesinde sessizce yollarımızı gözleyen büyüklerimizin de kapısını çalalım. Bir bardak çaylarını içip, bir tatlı tebessüm bırakalım yüzlerinde. Unutmayalım ki, içten edilen bir dua, paylaşılan bir dilim tatlı dünyadaki bütün zenginliklerden çok daha kıymetlidir. Aramızdan ayrılan, ebediyete uğurladığımız canlarımızı da rahmetle anarken, bugün yanımızda nefes alan, elimizi tutan sevdiklerimizin kıymetini bir kez daha bilelim.
Bu satırları kaleme alırken hepinizi o sıcacık bayram sofralarında, yüzünüzde tebessümle hayal ediyorum. Rabbim ağız tadımızı bozmasın, birliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin.
Gönlünüzden sevgi, hanenizden huzur eksik olmasın. Ramazan Bayramımız mübarek olsun.
Sevgi, saygı ve selamlarımla...























