24 Kasım: Öğretmenin Kalp Hizasından
- Telegram
Bugün takvimler 24 Kasım’ı gösteriyor. Yine o bildik şiirler okunacak, yine "kutsal meslek" vurgusuyla süslü cümleler kurulacak, belki bir günlüğüne manşetlerde "öğretmenlerimiz" olacak. Ama gelin, biz bugün o resmiyetin, o kravatlı törenlerin biraz dışına çıkalım. Gelin, tebeşir tozunun ciğerlere dolduğu o sınıflara, bir çocuğun başını okşamanın dünyalara bedel olduğu o "kalp hizasına" inelim.
Çünkü öğretmenlik, dışarıdan bakıldığında görünen o "yarım gün mesai" ya da "üç ay tatil" sığlığının çok ötesinde bir şeydir. Bir öğretmenin mesaisi, okul zili çaldığında bitmez.
Öğretmenlik; akşam yemeğinde çayını yudumlarken bile "Acaba arka sıradaki Ahmet'in hüznü neden dağılmıyor?" diye dertlenmektir. Kendi çocuğu ateşler içinde yatarken sabahın köründe kalkıp başka çocukların geleceği için sınıfa koşmak, o tahtanın önünde kendi derdini unutup kocaman gülümsemektir.
Biz büyüdükçe hayat gailesi içinde bazen unutuyoruz o "ilk" dokunuşları. Oysa hangimiz unutabiliriz ilkokul öğretmenimizin bize ilk "Aferin!" deyişini? O tek kelime, o onaylayan bakış belki de bugünkü özgüvenimizin ilk tuğlasıydı.
Bir öğretmen, sadece matematik formüllerini veya coğrafya haritalarını öğreten kişi değildir.
Bir öğretmen, düşen bir çocuğun dizindeki yarayı üfleyen şifacıdır.
Bir öğretmen, maddi imkânsızlıklar içinde okumaya çalışan öğrencinin cebine harçlık koyan gizli babadır, annedir.
Bir öğretmen, kimsenin inanmadığı o yaramaz çocuktaki cevheri görüp parlatan kâşiftir.
Sabır işidir bu meslek. Tıpkı bir bahçıvan gibi... Tohumu ekersiniz, sularsınız, beklersiniz. Meyvesini belki yıllar sonra verir, belki de o meyveyi yiyen siz olmazsınız. Ama bilirsiniz ki o ağaç orada kök salacak, gölgesinde başkaları serinleyecek. İşte bu "karşılıksız adanmışlık", öğretmenliği diğer tüm mesleklerden ayırır. Bir mühendis yaptığı köprüyü görür, bir doktor iyileştirdiği hastayı taburcu eder. Ama bir öğretmen? Onun eseri insanlıktır ve o eserin nerede, nasıl yankılanacağını asla bilemez.
Bugünlerde işleri her zamankinden daha zor. Değişen dünya, azalan saygı, teknolojiyle yarışan dikkat süreleri... Ama tüm bunlara rağmen hâlâ sınıfına girdiğinde kapıyı kapatıp "Çocuklar, günaydın!" dediğinde gözlerinin içi gülen öğretmenlerimiz var. İyi ki varlar.
Bugün, sadece bir kutlama günü değil, bir vefa günüdür.
Bize "biz" olmayı öğreten, kalem tutan elimizden, hayata tutunan yüreğimize kadar üzerimizde emeği olan tüm öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum. Sadece 24 Kasım’da değil, her gün başımızın tacısınız.
Yazımı, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün, öğretmenlerin toplumdaki yerini "gelecek nesil" klasiklerinden çok daha derin ve keskin bir şekilde ifade ettiği, belki de çoğumuzun ilk kez duyacağı şu muazzam tespitiyle bitirmek istiyorum:
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.”
Tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun!





















