GÜRCÜLER KONAĞI ÖZELİNDE GÖYNÜK'ÜN KÜLTÜREL VARLIĞI

GÜRCÜLER KONAĞI ÖZELİNDE GÖYNÜK'ÜN KÜLTÜREL VARLIĞI
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Eşim ve ben 2019 yılından beri Göynük’te yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu ayrıntılı bir plan yapmadan çıkıp Göynük’ü gezme isteği duyduk ikimiz de. Ayrıntılara dalmadan, ruhumuz bizi nereye götürecekse oraya gitmekten başka bir motivasyonumuz yoktu.

Dile kolay, 7 yıldır buradaydık ve evden çarşıya, işten eve gibi rotalar dışında Göynük’ü bir turistmiş gibi hiç gezmemiştik. Zafer Kulesi hariç tabii. İlk bir-iki yılımızda şehir dışından bizi ziyarete gelen dostlarımızın neredeyse tamamıyla tırmanmıştık Göynük’ün sembolü olan kuleye. Ama şehri çevreleyen tepelere tırmanan, oradaki yaşamın akıp gittiği, kesme taş döşeli ve daracık sokakları adımlamamıştık.

Gazi Süleyman Paşa Bulvarı üzerinde, Akşemseddin Hazretleri Türbesine yakın bir noktaya park ettik aracımızı ve “Gürcüler Konağı” yazılı, altındaki ok işareti ile gidiş yönünü gösteren yer yer kararmış pirinç levhanın yanı başındaki dik merdivenleri tırmanmaya başladık. Üzerimizdeki hamlıktan ötürü aralıklarla minik molalar verdik ve dar sokakların bizi bir yerlere iletmesine bıraktık kendimizi.

Lafı uzatmayalım, yolun bir noktasında Gürcüler Konağı yazılı tabelaya ulaştık. Açık söyleyeyim beklentim çok yüksekti. Uzun yıllar önce arkadaşlarla geldiğimizde gezdiğimizi hayal meyal anımsıyorum. Hatta o dönemlerde Sedaş’ta görevli bir abimizin rehberliğinde yaptığımız bu gezide, yanlış hatırlamıyorsam bu konak ile ilgili minik bir anekdotu paylaşmıştı o abimiz bizimle.

Yıllar önce burayla ilgili anlatılan bir hikâye aklımda kalmıştı. Eve gelin gelen genç bir kadına “alt kata inmeyeceksin” denmiş, o da bu söze tam 60 yıl boyunca uymuştu. Doğruysa trajik ve dönemin sertliğini anlatmaya yeten bir rivayet…

Değim ya, beklentilerimiz üst düzeydeydi ama hayal kırıklığımız da en az beklentilerimiz kadar yoğun oldu. Zira konağın dış kapısına takılmış asma kilit koparılmış, kapının alt kısımları sanki tekme darbeleri ile kırılmıştı. Bahçesine girdiğimizde ise deyim yerindeyse her yer her yerdeydi! Etrafı otlar bürümüş, kırık dal parçaları öbek öbek bahçenin her yanına dağılmış, konağın iç kapısının önüne dökülmüş yapraklar eski bir örtü gibi girişi kaplamıştı. Çok araştırmama rağmen restorasyon çalışmalarının tarihi ve hangi kurum tarafından yapıldığı bilgilerine ulaşamadım. Hissettiğimiz hayal kırıklığı ile aşağıya, caddeye indik Debbağ Dede Türbesininönündeki dar sokaktan.

Bir belgeselde Roma’daki tarihî taş sokaklardan birinin restorasyonunu izlemiştim. Uzunluğu yalnızca birkaç onmetreydi; ama bakım süreci öyle ciddiyetle yürütülüyordu ki ekip yalnızca ustalardan değil, tarihçiler, arkeologlar, mimarlar ve mühendislerden oluşuyordu.

Restorasyon başlığı altında bizde yapılan ucube çalışmaları anlatmak için vermedim bu örneği. Akdeniz insanıolmamızdan ve birbirimize olan benzerliğimizden ötürüİtalyanları örnek olarak sundum sizlere. Üzerinden trafik akan asırlık bir sokağın nasıl ciddi bir biçimde izlemeye tabi tutulduğunu, bakım-onarımını takiben nasıl kullanımda kalabildiğini aktarabilmek için anlattım.

Gürcüler Konağı özelinde bizim uygulamalarımız maalesef örnekte verdiğimiz sürece hiç mi hiç uymuyor genel manada. Yavaş şehir (Cittaslow) unvanı kazanmış, kanatlı hayvancılığından başka ağır ya da hafif sanayi üretimi olmayan, yavaş şehir kalarak gelişebilmek için turizmden -özelde inanç turizminden- başka bir varlığı ve hatta şansı olmayan, gençlerin zorunluluktan terk etmesi nedeni ile gitgide yaşlanan Göynük’te Gürcüler Konağı gibi iki asra yaklaşan mazisi olan anıtsal bir mekâna neden hakkıyla sahip çıkılmaz bunun derdindeyim ben. Kültürel mirastan kabul edilmiyor mu burası?

Aynı gün içinde Sayın Harun Yüksel’in kurduğu mütevazı müzeyi de gezme olanağımız oldu. Göynük’te bireysel inisiyatifle kurulup hizmete sunulan ve bunu kâr amacı gütmeden devam ettirmeyi başarabilen güzel bir örnek var karşımızda bir de Gürcüler Konağı…

Harun Bey’in bu girişimci ruhunun, Gürcüler Konağı özelinde Göynük’teki tüm kültürel mirasa yansımasını diliyorum. Mesele yalnızca asırlık bir konağın bakımsızlığı ve kimsesizliği de değil aslında. Asıl mesele bir kentin kendi hafızasına ne kadar sahip çıktığı. Bu noktada şu soruya varıyoruz: Göynük bu geçmişe sahip çıkmak istiyor mu?

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.