Bölüm 2: ŞEYTAN TABURUNA GİDEN YOL
- Telegram
Kral Charles ve kraliyet ailesini insan içine çıkamaz hale getiren bu prens andrew’in, Epstein denen ve aralarında siyasetçiler, iş insanları ve bir yığın ünlü ile bağlantısı olduğu ortaya çıkan bu herifle kankalığının, Türk insanı ile yani her birimiz ile ilgisini anlatıyordum hatırlarsanız.
15 Mayıs 1919’du tarih ve Kurtuluş Savaşımızın dönüm noktalarından biriydi. İngilizlerin ateşi elle tutmaktansa maşa ile tutalım diyerek kışkırttığı yunanlar, 3000 yıl önce kaybettikleri Truva savaşından bu yana ilk kez Anadolu topraklarına asker çıkardı o tarihte. Megali İdea yani Büyük Fikir’in de ilk hamlesiydi bu.
Megali İdea Fatih Sultan Mehmet’in Bizans’a son vererek çağ kapatıp çağ açtığı fetihten sonra filizlenen bir fikirdi aslında. Efsaneye göre Bizans imparatoru Konstantin ölmemiş, bir melek tarafından alınarak Türklerin hiçbir şekilde ulaşamayacağı bir mağaraya gizlenmiş, bir gün bir başka melek gelip imparatora kılıcını vererek onu uyandıracak ve Konstantin de İstanbul’u Türklerden geri alacak-mış! İste Megali İdea adlı bu safsata yüzyıllar boyunca yunan kilisesi tarafından her bir yunan’ın beynine çivi saplanıp durdu. Megali İdea’ya göre Bizans’tan kalan tüm topraklar Helen uygarlığının yani günümüz yunanlarının hakkıydı. Dolayısıyla İzmir’in işgali sadece bir başlangıçtı. İstanbul, tüm Ege, Trakya, Karadeniz ve Anadolu’nun büyük kısmı Yunanistan’ın kabul ediliyordu.
Bizans imparatoru Konstantin’in adaşı olan Yunan kralı Konstantin işgal sırasında bu duygu ve düşüncelerle geldi İzmir’e. Kordon’a ayak bastığında kendini Aslan Yürekli Richard’ın yerine koyuyordu adeta. Richard, üçüncü haçlı seferi sırasında Kudüs’ü almak üzere gelen ordunun başında Selahaddin Eyyubi’ye karşı savaşmıştı. O da yanındaki şövalyeler ile birlikte Anadolu’ya ilk kez Kordon’dan çıkmıştı. Karargahını da Karşıyaka’ya kurmuştu Richard. Karşıyaka’nın o dönemden kalan adı Cordelyo yani Corde Leon, yani Aslan Yürekli…İşte Yunan kralı Konstantin o Aslan Yürekli’yeözeniyor, onu taklit ediyordu.
Aslında Konstantin, işgalden önce Almanya’da sürgündeydi. Çünkü İngilizler Konstantin yerine kukla olarak onun oğlu Aleksandros’u düşünüyorlardı. Aleksandros biraz rahat bir tipti. Babası ve abisi varken krallık için kendine sıra gelmeyeceğini düşündüğünden deyim yerinde ise laylaylom bir hayat yaşıyordu. Bunun ipleri, İngilizlerle anlaşmış olan Venizelos’un elindeydi. Anadolu işgali başladığında bu kukla herif sarayında köpeği Moritz ve maymunu Fritz ile oynuyordu. Bir gün maymun Fritz, köpek Moritz’i kıskandı ve ona saldırdı. Kral araya girdi ve maymun Fritz, kralını dinlemem diyerek köpekle birlikte kralı da marizledi. Yüzünü gözünü cırmıkladı, kral kan revan içinde kaldı. Muhafızlar maymunu öldürdü, kralı da revire götürdüler. Elbette dönemsel tıbbi şartlar gelişmiş olmadığı için kralın yüzündeki yara bere iltihaplandı. Kukla kral bağıra bağıra can verdi. Bu vakanın ardından Konstantin,eskisinden çok daha güçlü bir şekilde ve maymuna da dua ederek Yunanistan’a geri döndü ve başa geçti. Tabii ilk icraatı da oğlunun başlattığı işgali devam ettirmek oldu.
Yanında 53 bin kişilik ekstra kuvvet ve kardeşi andrea da vardı. Prens andrea diğerlerinden farklı bir tipti. Sarayda pamuklar içinde büyüyen veliahtlardan farklı olarak savaşçı olarak yetiştirilmiş hatta Balkan Savaşlarına filan katılmıştı. Yunancadan başka Rusça, İngilizce, Almanca ve hatta Danca biliyordu. Sözün kısası torpilli bir prensten çok elit bir subaydı.
Sonrası malum; işgal başladı. Yunan ordusu insanlık tarihinin gördüğü en büyük ve en vahşi mezalimi sergiledi. 10 yaşındaki kız çocuklarımızın ırzına geçtiler, 2 yaşındaki bebeklerimizi süngülerin ucuna takıp sokaklarda gezdirdiler, bebeklerini emziremesin diye yeni doğum yapmış analarımızın meme uçlarını kestiler… Yaşadıkları bu vahşeti kaldıramayan birçok insanımız aklını kaybetti. Bazıları ise intihar etti. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden insanlarımızı camilere doldurup ateşe verdiler onların haykırışlar içinde canlı canlı yanmalarını seyrettiler. Zavallı yerel halkı devasa çukurlara doldurup makineli tüfeklerle taradılar, süngülerle gözlerini oydular. Çocukların başlarına gazyağına bulanmış çaputlar bağlayıp ateşe verdiler ve garibanların acı içinde çığlık çığlığa koşuşturmalarını ve sonunda çırpınarak ölümlerini büyük keyifle izlediler. Tüm bunların belgeleri Türk Tarih Kurumuarşivlerinde var. Hamaset için abarttığımı düşünen varsa oradan bunların kanıtlarını o arşivlerde araştırabilirler.
























