BANA KALAN GÖYNÜK

BANA KALAN GÖYNÜK
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Eşimin Göynük'ten Bolu'ya tayini çıktı. Böylece hayatımızın yedi yıllık bir dönemi de usulca kapanmış oldu.

İnsan bazen bir şehirden ayrılırken valizini toplamakta zorlanmaz da hatıralarını nereye koyacağını bilemez. Belki bir çoğunuz "çok güzel insanlar tanıdık, çok mutlu olduk" dediği ayrılışlar yaşamıştır. Ama Göynük bana önce güzel bir tokat attı!

Göynük'te ilk öğrendiğim şeylerden biri, insanın en ağır yükünün yaptığı iş değil, bazen uğradığı haksızlık olduğuydu.

Bir Kurban Bayramı'ydı. Tesisin benden daha tecrübelisi olan çalışma arkadaşım şehir dışındaydı ve bütün sorumluluk benim omuzlarımdı. Gün içinde birkaç küçük aksaklık yaşandı. Ama bunlar üretimin içinde karşılaşılabilecek, çözülemeyecek sorunlar değildi. Nitekim iş arkadaşlarımın da desteğiyle yaşanan aksaklıkların tamamını kısa sürede giderdik.

Derken patron ve ailesi tesise geldi.

Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan suçlamalar peş peşe gelmeye başladı. Güya ben b*klu yumurtaları ihracata gönderiyor, firmanın müşterilerini kaçırmaya çalışıyor, kısacası şirkete sabotaj yapıyordum. Kendimi savunmaya çalıştım ama tek cümle kurmama bile izin verilmedi.

Sonra ses daha da yükseldi.

"Eğitimsiz..."

Ardından...

"Kafasız mısın sen?"

İnsanın canını en çok acıtan şey bazen hakaretin kendisi olmuyor. O hakaretin, birlikte çalıştığınız insanların önünde söylenmesi oluyor. O gün benden pozisyon olarak daha alt kademede çalışan arkadaşlarımın gözleri önünde küçültülmeye çalışıldım. O an söyleyeceğim hiçbir sözün duyulmayacağını anlayınca sustum.

Şirketin diğer ortağı araya girip, "Abi, biraz dur." diyerek abisinin öfkesini frenlemeye çalıştı ve beni nazikçe odadan çıkardı.

Dışarı çıktım. Bir sigara yaktım. Sinirden elim ayağım titriyordu. Derken ofisten yükselen bağrışmalar dışarı kadar aksetti. Sonra arabalarına binip gittiler.

O Kurban Bayramı, hayatımın en buruk bayramlarından biri olarak hafızama kazındı.

Evet, bugün dönüp baktığımda o günü hatırlayınca hâlâ canım sıkılıyor. Ama ilginçtir, Göynük denildiğinde aklıma ilk gelen şey artık o hakaretler değil. Çünkü aynı ilçe bana, kısa bir süre sonra, kariyer hayatımın en güzel çalışma ortamını ve arkadaşlıklarını da hediye etti.

Hayat, sanki özür dilercesine başka bir kapı açtı. İlçede yeni kurulan rehabilitasyon merkezi...

İlk iş görüşmesinden çıktığımda içimde tuhaf bir his vardı. Sanki uzun zamandır aradığım yer tam da burasıydı. Yanılmamışım.

Yaklaşık iki yıl boyunca yalnızca bir iş yerinde çalışmadım; birlikte üretmenin, birbirine güvenmenin ve aynı hedef uğruna omuz omuza mücadele etmenin ne demek olduğunu yeniden öğrendim. Yeni bir kurumun tüm kuruluş sancılarını birlikte yaşadık çalışma arkadaşlarımla. Eksiklerimiz oldu, yorulduğumuz günler oldu, hatta zaman zaman "Acaba bu iş yürüyecek mi?" diye düşündüğümüz anlar da...

Ama hiçbirimiz mücadeleden vazgeçmedik.

Üç ortaklı bir işletmeydi. Ödeneklerin geciktiği, öğrenci sayısının beklenen düzeye ulaşmadığı, ekonomik sıkıntıların kapıyı sık sık çaldığı dönemler yaşandı. En trajik olanı Covid pandemisinin zamanlaması bile kurumun açıldığı döneme denk geldi kardeşim! Bunca şeye rağmen ay sonunda maaşlarımızın bir gün bile gecikmediğini gördük. Bugün geriye dönüp baktığımda bunun yalnızca maaş ödemesi olmadığını daha iyi anlıyorum. Bu, "Sizin emeğinize saygı duyuyoruz." demenin en somut yoluydu.

Belki de bu yüzden, Göynük bana sadece kötü patronların olmadığını; iyi yöneticilerin, iyi çalışma arkadaşlarının ve güven duygusunun da var olduğunu öğretti. Çalışma hayatımın en yorucu günlerini orada geçirdim ama aynı zamanda en keyifli günlerini de...

(Bir başka iş yerinde ise yalnızca on beş gün çalıştıktan sonra yetersiz olduğum söylenerek işime son verildi. Aynı gün içinde karar değişti, geri çağrıldım. Ama bu kez de ben dönmedim. İnsan bazen işsiz kalmayı, değer görmediği yerde çalışmaya tercih edebiliyor.)

Yedi yılın ardından geriye dönüp baktığımda görüyorum ki Göynük bana yalnızca anılar bırakmadı.

Bana, aradan yıllar geçse de bir telefon açıp "Çay koyun, geliyoruz." diyebileceğim insanlar bıraktı.

Hayat şartlarından dolayı sık sık olamayacak olsa da fokur fokur kaynayan bir çaydanlık eşliğinde bir masanın etrafında yeniden buluşmak isteyeceğim, derdimi anlatırken de sevincimi paylaşırken de aynı samimiyeti hissedeceğim insanlar bıraktı. Bir şehirden ayrılmak kolaydır belki. Ama içinde güzel insanlar bırakıyorsanız, ayrılık bavula sığmayan bir ağırlığa dönüşüyor.

Eşim için de benim için de en zor tarafı bu olacak.

Rahmetli annemin sık sık söylediği bir söz vardı:

"Sağ salim ol da dağ ardında da olursan ol."

Çocukken bu sözün sadece bir temenni olduğunu sanırdım. Yıllar geçtikçe anladım ki aslında mesafeleri küçülten bir hayat felsefesiymiş.

Şimdi aynı dileği Göynük'te bırakacağımız bütün dostlarımız için diliyorum.

Aramıza dereler girsin...

Tepeler girsin...

Virajlı yollar girsin...

Hatta yıllardır yazılarımızda dert yandığımız bozuk yollar girsin...

Yeter ki sağ salim olsunlar.

Çünkü dostluk, yolların uzunluğuyla değil; gönüllerin birbirine uzaklığıyla ölçülür.

Gerisi, bir gün yeniden aynı masanın etrafında demlenecek çayın bahanesidir.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

2 yorum yapılmış

  • Onur Kaya (7 saat önce)
    Tayin ile birlikte başlayacak yeni hayatında huzur ve mutluluklar diliyorum değerli dostum. Selamlar, sevgiler.
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Me_like (8 saat önce)
    Ben de Göynük’e ilk geldiğimde Göynüklü bir abim Göynük insanı göynütür çok duramazsın buralarda demişti. İyi ki çok durmuşum da sizin gibi bir aileyi tanıyabilmişim. İyi ki yollarımız kesişti :) Göynükte bir eviniz, ocakta kaynayan çayınız, masamızda yemekleriniz ve sizin gelmenizi bekleyen bir arkadaşınız daha var 🥹
    %100
    %0
    Yanıtla