BİZİM ÇOCUKLAR MI, BİZİM SAFLIĞIMIZ MI?
- Telegram
2000 yılıydı. 2002’de Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenleyeceği Dünya Kupası için grup elemelerinde İsveç, Slovakya, Makedonya, Moldova ve Azerbaycan’ın olduğu 1inci grupta mücadele ediyorduk. Grupta evimizdeki 5 maçın üçünü daha o zamanlar ayakta olan Ali Sami Yen Stadında, birini Bursa Atatürk Stadında birini de İnönü Stadında oynamıştık. O dönemde Kuzey Makedonya, Makedonya olarak tarih sahnesindeydi; yani FYROM ve North Mecedonia olmamıştı henüz. İnönü Stadı tadilat ayaklarına İnönü isminden temizlenmemişti (!). Bursa Atatürk Stadı da henüz faaldi; tıpkı daha sonrasında isimlerinden Atatürk’ün silindiği diğer stadlarımız gibi...
Grupta ikinci sırayı alıp kurada 2nci torbaya giren Milli Takım, C Grubunda Brezilya, Kosta Rika ve Çin Halk Cumhuriyeti ile oynayıp grup ikincisi olmuş ve çeyrek finalde Senegal ile oynamıştı. O dönemde uygulanan uzatmada ilk golü atan maçı bitirir kuralı yani Altın Gol ile yarı finale yükseldik. Gruptaki rakibimiz Brezilya’ya yenilip 3üncülük maçı oynadık. Ev sahiplerinden Güney Kore’yi 3-2 ile geçtik ve dünya 3üncüsü olduk. Hatta o maçta şu anda adını anmak istemediğim malum futbolcu, tüm dünya kupaları tarihinin en erken golünü 9uncu saniyede atmış ve rekortmen olmuştu. Bu rekor hala da kırılamadı.
Futbol tarihimiz için çok büyük bir başarıydı elbette ama o dönemde dünya üçüncülüğüne giden yolda hiçbir Avrupa takımı ile oynamamış olmamız gibi bazı hafifletici sebepler bulunmuş olmasına rağmen elde edilen başarı tüm bahanelerin önüne geçmişti.
2026 Dünya kupası da yine tek bir ülkede değil Kanada, ABD ve Meksika’da düzenlendi. 24 yıl aradan sonra katıldığımız bu turnuvada bazı kurallar değişti; VAR sisteminin gelmesi gibi, taç ve kale atışlarının süre ile sınırlandırılması gibi... Açıkçası 2002’de 48 yıl ardan sonra katıldığımız turnuva öncesi oluşan beklentiden kat be kat fazlasını yükledi kimi kesimler 2026 turnuvasından önce A Milli Futbol Takımına. Hızını alamayıp “şampiyon olur” filan diyenler bile oldu! Dünya Kupasına katılma hakkı elde edince Bizim Çocuklar, Altın Jenerasyon gibi abartılı isimler de verildi. Hatta sanki özellikle Milli Takım denmiyordu; Bizim Çocuklar diye bir türkü tutturmuşlardı bazı kesimler ve adeta kendileri çalıp kendileri oynuyordu.
Acizane yıllardır futbol izleyicisi olan bendeniz de sevdiğim birkaç arkadaşıma turnuvadan sıfır çekerek elenebileceğimizi söylemiştim maçlar başlamadan önce. Haklı çıkmanın en üzücü haliyle karşılaştım maalesef. Haiti’den sonra turnuvadan elenen ikinci takım oldu Milli Takım ve katılan 48 ülke içinde 47nci olma başarısını (!) gösterdi.
Şimdi eğri oturup doğru konuşma vaktidir. Kardeşim, A101’inden Trendyol’una, Sahibinden’inden Arçelik’ine, Fuzul’ünden Türk Hava Yolları’na hatta TOGG’una kadar size sponsor olmayan, reklam filmlerinde oynamadığınız ulusal marka kalmadı. Takımlarınızdan aldığınız milyonlarca Avro paranın haricinde bir de bu reklamlardan cukkaladınız paraları. Turnuvaya sportif ve psikolojik anlamda hazırlanmak yerine saç şekliniz ve renk seçimlerinizle daha çok hazırlanmışsınız, onu da gördük. He federasyon başkanı olan şahsın yaptırıp henüz iskanını alamadığıvillaları da cebellezi ettiniz. (Söz konusu villalar Bodrum’da ve fiyatları 55 ilâ 75 milyon TL arasında değişiyor)
Türk Hava Yolları bile sırf size özel uçak kaldırdı. Aman prensesler(!) sıkıntı çekmesin diye!!!
Yetmedi okul kaçkını bebeler gibi balkon köşelerinde saklı saklı sigara keyfi yaparken de yakalandınız. E bunları paylaşanları da “Psikolojimiz bozuluyor. Yorumlar yüzünden Twitter’a bakmaktan korkar olduk” diye ağlayarak millete şikayet ettiniz. Kakara kikiriden, reels videoları çekip paylaşmaktan fırsat bulup antrenman yapamamışsınız, ki daha 64üncü saniyede gol yiyerek bunu da ispatladınız herkese.
Teknik ekip olarak turnuva için kadro seçimi yaparken de bazı güç odaklarının ve menajer tayfasının etkisi altında kaldınız. Aksini iddia etmeyin; Danimarka liginde fırtına gibi bir sezon geçiren Aral Şimşir yerine bahisçilikten hak mahrumiyeti alan eren elmalı’yı, Fransa liginde müthiş bir sezon geçiren Berke Özer’in yerine kendi liglerinde berbat sezonlar geçiren ya da neredeyse hiç süre alamamış kaleciler mert ve altay’ı kafileye dahil ettiniz. Santrforsuz oyun diye bir şey icat edip, Almanya’da, Bundesliga’da ne denli iyi bir golcü olduğunu ispat eden Can Uzun’a figüran muamelesi yaptınız, neredeyse hiç süre alamadı gencecik çocuk.
Size sağlanan unca avantaja rağmen sportif başarı nerede peki? Varsa yoksa “Aman bize dokunmayın! Psikolojimiz bozuluyor. Twitter’a girmeye çekiniyoruz!” Siz futbolcusunuz aga, twitterla mıvitırla ne alakanız olabilir? Zannedersin herifler influencer!
Buna karşın katıldıkları her turnuvada en az yarı final ya da final oynayan, şampiyonluklar alan (ki bu turnuvalar da ya dünya şampiyonası oluyor ya da olimpiyatlar gibi çok önemli organizasyonlar) Kadın Voleybol Milli Takımımıza layık görülen de katılacakları turnuvalara tarifeli uçaklarla ekonomi sınıfında yolculuk yaptırmak oluyor. Ne kadar hazin değil mi? Hiç kimse de ayıkmıyor, beyler, bu sporcuların en kısası 1,80 boyunda. Ekonomi sınıfındaki daracık koltuklarda sıkış tepiş 9 saat 45 dakika yolculuk ettirmek bu kızcağızlara eziyet değil de nedir?
Ama emin olun bu hezimeti de unutturacaklar bize. Birkaç transfer yapacaklar milyon Avroları savurarak. Birkaç yapay ezeli (!) rekabet uydurup uyutacaklar kamuoyunu. Aradan bir çeyrek asır daha geçecek ve yine aslanlar kaplanlar diye şişirip insanımızı uyutacaklar. Şans eseri bir iki saman alevi başarı ile bir parmak bal sürecekler sporseverlerin ağzına. Kendileri de yine o balı peteği ile yutacaklar!
Şu bir gerçek ki kupa yine başkalarının müzesine gidecek. Biz ise birkaç reklama, birkaç transfer haberine ve yeni bir “altın jenerasyon” masalına daha alkış tutacağız.

























