YORGUN SAVAŞÇI
- Telegram
Yeni nesiller pek bilmez; 12 Eylül 1980’de yönetime el koyan cunta, bu ülkenin insanında öyle yaralar açtı ki, saymaya kalksak 32 kısım tekmili birden roman olur. Ülkenin siyasi, ekonomik, kültürel bütün yaşamına, bugün bile etkisini gördüğümüz onarılması olanaksız yaralar açtı bu müdahale.
En basit örnek sendikal haklar mesela. Şimdilerde sevip saydığımız bazı arkadaşlarımız da sendikal faaliyetlerde etkin rol üstleniyorlar ancak 1980 öncesinde örneğin “Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyecek” diye haber çıktığında emin olun Ankara’da hükümet zangır zangır titrerdi! Günümüzdeki sendikacılığa bakan için ben ve benim gibi düşünen birçok kişinin gözünde sarı sarı noktalar uçuşmakta olduğundan eminim de neyse. Bu başka bir yazının konusu.
Ama asıl olay, hafızanın nasıl yok edilmek istendiğinde gizli.
Yıl 1978’di. Tek kanal olarak faaliyet gösteren TRT tarafından, edebiyatımızın önemli kalemlerinden biri olan Kemal Tahir’in bir romanının, Yorgun Savaşçı’nın, televizyon dizisi olarak uyarlanmasına onay verildi. Halit Refiğ, senaryosunu yazdığı bu eserin yönetmenliğini de üstlendi. 1979 yılında senaryo onay aldı ve çekimlere başlandı. Dönemin rakamları ile 40 Milyon TL’ye mal edilen yapımın çekimleri 1981’de bitirildi. 8 bölüm olarak tamamlanan dizinin kurgusunun bitirilip TRT’ye teslimi ise 1983’ü buldu. Ancak bir türlü yayına girmeyen dizi ile ilgili olarak 12 Eylül rejiminin “başka” fikirleri vardı.
Kenan Evren başkanlığındaki cunta dizinin tüm özgün kayıtları ile kopyalarının yakılmasına karar verdi! Yakılma gerekçeleri arasında Atatürk ve Kurtuluş Savaşı karşıtı bir yapım olduğu iddiası, Çerkes Ethem'in kahraman olarak gösterilmesi, askerlere kötü lakap takılması gösterildi. Dizinin yapımcısı Ömer Serim o günlerde yaşananları şöyle anlatıyor:
“Diziyi askerlerin gözetimi ve yardımı altında çektik. Fakat darbe olunca Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığı öncelikliişlerden biri dizinin yakılmasına karar vermek oldu. Bir yıl geçtikten sonra dizinin yakıldığı ortaya çıktı. Yakılmasını da o sırada TRT Genel Müdürü olan Macit Akman üstlendi ve 'Ben yaktırdım' dedi. Ortalık çok karıştı. Bu film yakıldıktan 2 yıl sonra filmin bir komisyon tarafından yakıldığı anlaşıldı. Filmin Genelkurmay Başkanlığı matbaasına götürüldüğü, oradaki fırınlarda komisyon üyelerinin denetimi altında kül edildiği öğrenildi. Filmin aslı, müzik ve dublaj bantları yakıldı. Sadece bir negatif kopyası saklandı. O da negatif olduğu için asla bastırılamayacaktı.”
Yorgun Savaşçı adlı diziyi yakan komisyonun, cunta tarafından dönemin Başbakanı Bülend Ulusu’ya emir vermesi ile 7 kişiden teşekkül ettirildiği ortaya çıktı. Cunta korkusundan,yakmaya karşı oldukları halde şerh bile koyamayan 2 kişi vardı komisyonda: Biri, Şu Çılgın Türkler adlı efsanevi romanın yazarı olan Turgut Özakman, diğeri de ileriki yıllarda TRT Genel Müdürlüğü yapacak olan Kerim Aydın Erdem. Kaldı ki bu ikilinin, dizinin tümden yok edilmemesi için gösterdiği çaba, Kerim Aydın Erdem’in kasasından temiz bir kopya çıkması ile kamuoyuna yansıdı.
1993 yılına gelindiğinde ise o yıllarda faaliyet gösteren ve ülkemizin ilk özel televizyonlarından biri olan HBB, Tunca Yönder’in yönetmenliğinde diziyi tekrar çekti. TRT ise Genel Müdür Erdem’in kasasından çıkan kopya ile rekabete katıldı ve orijinal diziyi yayına soktu. İlginç, hatta traji-komik olan ise bir dönem kimse izlemesin diye fırınlarda yakılan dizinin iki ayrı versiyonunun 10 yıl sonra aynı anda yayınlanması oldu. Daha önceki bazı yazılarımda Türkiye Tarihi’nin en karanlık yılı olarak betimlediğim 1993’ün bu rekabetin sahnesi olması da ayrıca ironik.
Bir zamanlar fırınlarda yakılan sadece film makaraları değildi; bir ülkenin kendi hikâyesine bakabilme konusundaki cesaretsizliğiydi. Ama hikâyeler inatçıdır… Kül olur, dağılır, saklanır; yine de bir gün bir yerden sızar. Çünkü bazı hikayeler, yakılsalar bile yeniden anlatılmanın bir yolunu mutlaka bulur.























