Hiçbir Şey Yapmama Sanatı
- Telegram
Neden hayatımızın her boş anını bir ekranla doldurmak zorundayız?
Asansör beklerken geçen otuz saniye, kahve suyunun kaynamasını beklediğimiz birkaç dakika… Hayatımızdaki bu küçük boşluklar eskiden zihnin dinlendiği, kendi kendine geldiği anlardı. Şimdi ise bu anlarda ekrana sığınıyoruz. Sessizlikle karşılaşmamak için daha ortaya çıkmadan onu bastırıyoruz.
Şimdi kendinize dürüstçe bir soru sorun: En son ne zaman sadece oturdunuz ve hiçbir şey yapmadınız?
Müzik açmadan, televizyona bakmadan, telefona uzanmadan, hatta kitap bile okumadan… Sadece durmak. Muhtemelen hatırlamakta zorlanıyorsunuz. Çünkü modern insan, boşluğa karşı korkunç bir tahammülsüzlük geliştirdi.
Bekleme salonunda, otobüste ya da yatağa uzandığımız ilk anda, zihnimizle baş başa kalmamak için hemen telefona sarılıyoruz. Sürekli bir şeylerle oyalanıyoruz. Oysa bu kesintisiz meşguliyet hâli, fark etmeden beynimize zarar veriyor.
•Zihin Ne Zaman Serbest Kalır?
Biz “boş durduğumuzu” sanırken zihin aslında iş başındadır. Duş alırken, yürürken ya da tavana bakarken gün içinde biriken düşünceler toparlanır, dağınık fikirler bir araya gelir. Bir anda beliren çözümler, beklenmedik fikirler, o meşhur “aklıma şimdi geldi” anları genellikle bu sessiz zamanların ürünüdür.
Bu yüzden büyük fikirler çoğu zaman masanın başında değil, rahat anlarda ortaya çıkar. Zihin baskı altındayken değil, serbest kaldığında bağlantı kurar. Ama biz bugün her boşluğu sosyal medya akışları, bildirimler ve haberlerle doldurarak zihne sürekli aynı mesajı veriyoruz: “Durma. Düşünme. Oyalan.”
•Sıkılmak Kötü Bir Şey Değildir
Eskiden canımız sıkılırdı. Çocukluğunuzu düşünün. Sıkılmak o kadar bunaltıcıydı ki, ondan kurtulmak için oyunlar uydurur, hikâyeler kurar, hayallere dalardık. Can sıkıntısı, zihnin kendi kendine yön bulduğu anlardı.
Bugün ise sıkılmaya daha fırsat bulamadan onu yok ediyoruz. Telefon elimizin altındayken kimsenin sıkılmasına gerek kalmıyor. Ama bunun bedelini, yüzeyselleşen düşüncelerimizle, sabırsızlığımızla ve üretmekte zorlanan bir zihinle ödüyoruz.
•Boşluğa Bakmanın Gücü
Sürekli ekrana bakmak, zihni devamlı bir şeye tepki vermek zorunda bırakır. Mesaja cevap ver, videoya gül, habere üzül… Bu hâl, fark edilmeden insanı yorar. Zihin hep dışarıya dönüktür; içeriye bakmaya fırsat bulamaz.
Oysa boşluğa bakmak, zihne kendi kendine düşünme imkânı verir. Dış uyaranlar sustuğunda zihin içe döner ve gerçek bağlantılarını kurmaya başlar. Sessizlik zordur. Ama tam da bu yüzden değerlidir.
Bir konuda tıkandığınızda yapmanız gereken en son şey internette dolaşmaktır. Asıl işe yarayan; telefonu başka bir odaya bırakmak, pencerenin önünde durmak ve o sessizliğe katlanmaktır. Zihin ancak o zaman derinleşir.
Bırakın zihniniz biraz dolaşsın. Çünkü hayatınızın en iyi fikri, büyük ihtimalle telefonunuzun ekranında değil, zihninizin sessiz bir köşesinde duruyor.
Bugün kendinize küçük bir iyilik yapın. On dakika boyunca hiçbir şey yapmayın. Sadece durun. Dünyanın dönmeye devam ettiğini, ama sizin zihninizin nihayet nefes almaya başladığını fark edeceksiniz.
Belki de mesele daha üretken olmak, daha yaratıcı hissetmek ya da daha iyi düşünmek değildir. Belki mesele, yalnızca durabilmektir. Her boşluğu doldurma telaşından vazgeçtiğimizde, zihnin aslında ne yapacağını bildiğini fark ederiz. O noktada sessizlik bir boşluk olmaktan çıkar, düşüncenin kendine yer açtığı bir alana dönüşür. Ve insan, ancak o zaman gerçekten düşünmeye başlar.
Sevgi ve saygılarımla…





















