Liderlik Bazen Bir Mahallede Başlar…
- Telegram
Bazen bir ülkenin ihtiyacı olan şey; uzun nutuklar, kalın dosyalar ya da süslü vaatler değildir.
Bazen bir sigara dumanının arasından çıkan iki cümle, koca bir toplumun aynası olur.
Geçtiğimiz günlerde Bolu’nun Tepecik Mahallesi’nde kurulması planlanan baz istasyonuna karşı bir araya gelen mahalle sakinleri arasında, kameralara yansıyan bir isim vardı: Ayşe Teyze. Ne kürsüsü vardı ne danışmanları… Ama duruşu vardı. Tavrı vardı. Sözü yerli yerindeydi.
“Erkek olacak, çatır çatır konuşacak, mücadele edecek” derken aslında yalnızca mahalle erkeklerine değil, bu memlekette sorumluluk almaktan kaçan herkese sesleniyordu.
Ayşe Teyze bir anda sosyal medyanın gündemine oturdu. İnsanlar güldü, alkışladı, paylaştı.
Sonra fark ettik ki; gülüşümüzün altında bir özlem vardı.
Güvene duyulan özlem…
Samimiyete, cesarete, sahiciliğe duyulan özlem…
Bir mahalleden çıkan orta yaşlı bir kadın, sadece duruşuyla binlerce insana “işte bu” dedirtebiliyorsa, dönüp kendimize sormak zorundayız:
Neden yıllardır seçtiklerimiz bize bu duyguyu veremiyor?
Bugün yerel siyasete bakıyoruz.
“Şimdi seçim olsa kime oy verirdin?” diye soruyoruz kendimize.
Özü sözü bir olan, duruşunu konjonktüre göre değiştirmeyen, adaylığını parayla değil birikimiyle alan, eğitimiyle, kültürüyle, insanlığıyla güven veren kaç isim sayabiliyoruz?
Oysa çok değil, 10–15 yıl önce…
“Bu görevi o hak ediyor” dediğimiz insanlar vardı.
“Yakışır” dediğimiz isimler vardı.
Şimdi neden yoklar?
Sorun eğitim mi?
Hayır.
Rakamlar ortada. Üniversite mezunu oranı her geçen yıl artıyor. Kadınlar daha çok okuyor, gençler daha donanımlı. OECD verilerine göre Türkiye, yükseköğretim mezunu sayısında hiç de küçümsenecek bir noktada değil.
Ama demek ki mesele diploma değil.
Sorun, ahlakta.
Sorun, vicdanda.
Sorun, her devrin ve her kalıbın adamı olmaya çalışmakta.
Bugün seçilmişlerin büyük bir kısmı “daha iyi nasıl hizmet ederim” sorusunu değil, “seçmeyene farkımı nasıl hissettiririm” hesabını yapıyor. Hizmet, yerini gösteriye bırakıyor. Samimiyet, yerini stratejiye.
Bir yerde okumuştum; küçük bir ülkeyi dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline getiren bir liderlik anlayışı anlatılıyordu. Singapur’da yıllardır tekrar edilen tek bir cümle vardı:
“Kim halkın yararına çalışıyorsa, bilsin ki ben onun yanındayım.”
Gerçek liderlik tam da budur. Kavga etmek değil, çalışmak. Ayrıştırmak değil, birleştirmek. Kendini değil, halkı büyütmek.
Ve dönüp yine Ayşe Teyze’ye geliyoruz.
Cesur Yürek Ayşe Teyze bize şunu hatırlattı:
Güç, unvanda değil duruştadır.
Etkileyicilik, yüksek sesle değil doğru sözledir.
Liderlik, koltukta değil vicdandadır.
Bu yazıyı Ayşe Teyze’nin nezdinde tüm kadınlara ithaf ediyorum.
Ne olur, siyasetten korkmayın.
Bu ülke için bir adım atmaktan çekinmeyin.
Belki bugün seçim olsa, “adayımız kim olsun?” sorusuna verilen cevaplarda kadın isimleri daha çok yankılanırdı. Çünkü bu ülkenin artık bağıranlara değil, cesurca doğruları söyleyenlere ihtiyacı var.
Özetle:
Ahlak ve vicdan varsa, her şey olur.
Yoksa en yüksek makamlar bile boş kalır.





















