GÜVENİN KURUMSALLAŞMIŞ HÂLİ: NOTERLİK
- Telegram
Kökenleri Antik Roma dönemindeki scriba, tabellio ve notariuslara kadar uzanan noterlik; insanlığın hukuk düzeni içinde geliştirdiği en eski, köklü ve seçkin kurumlardan biridir. Çağlar değişmiş, devletler kurulup yıkılmış, hukuk sistemleri farklılaşmış; ancak insanların iradelerini güven içinde açıklama, hukukî işlemlerini kayıt altına alma ve gelecekte doğabilecek uyuşmazlıkları daha doğmadan önleme ihtiyacı hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır.
Bu nedenle noterlik, tarih boyunca yalnızca belge düzenleyen teknik bir makam değil; hukuka duyulan güvenin, toplumsal barışın ve hukukî istikrarın teminatı olan seçkin bir hukuk mesleği olarak varlığını ve önemini korumuştur.
İslam hukuku da insanlar arasındaki borç ve hukukî ilişkilerin yazılı hâle getirilmesine büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti olan Bakara Suresi’nin 282’nci ayetinde, belirli bir vadeye bağlı borç ilişkilerinin yazılması, yazıcının tarafsızlık ve adaletle hareket etmesi ve işlemin tanıklar huzurunda güvence altına alınması emredilmiştir. Böylece yazılı belge, adil yazıcı ve tanıklık; yalnızca hukukî güvenliğin araçları değil, aynı zamanda hakka, adalete ve kul hakkının korunmasına ilişkin ilahî bir sorumluluğun unsurları hâline gelmiştir.
Türk-İslam devlet geleneğinde ve Osmanlı Devleti’nde hukukî işlemlerin kayıt ve güvence altına alınması görevini uzun süre kadılar ve onların yardımcıları olan naipler yerine getirmiş; sözleşmeler, borç ilişkileri, vekâletler, vasiyetler, aile ve miras hukukuna ilişkin işlemler şer‘iyye sicillerine kaydedilmiştir. Bu siciller, bugün dahi yalnızca hukuk tarihimizin değil; sosyal, ekonomik ve kültürel hayatımızın da en güvenilir hafızalarından biridir.
Cumhuriyet döneminde ise noterlik, çağdaş hukuk devletinin gereklerine uygun biçimde müstakil bir kurum olarak düzenlenmiştir. Türk hukukunda noterlik, sıradan bir serbest meslek faaliyeti değil, kanunla kurulmuş bir kamu hizmetidir. Noterlerin görevleri, yetkileri, sorumlulukları, denetimleri ve düzenledikleri belgelerin hukukî sonuçları kanunla belirlenmiştir. Nitekim Noterlik Kanunu, noterliği; hukukî güvenliği sağlamak ve uyuşmazlıkları önlemek amacıyla işlemleri belgelendiren ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getiren bir kamu hizmeti olarak tanımlamıştır.
Bu tanım, noterlik kurumunun varlık sebebini son derece açık biçimde ortaya koymaktadır: Hukukî güvenliği sağlamak ve uyuşmazlıkları daha ortaya çıkmadan önlemek.
Noterlik Kurumunun Temel İşlevine gelince:
Noterin görevi, yalnızca önüne getirilen bir belgeye mühür basmak veya bir imzayı tasdik etmekten ibaret değildir. Noter; işlemi yapan kişinin kimliğini tespit eden, hukukî işlem ehliyetini değerlendiren, gerçek iradesini araştıran, beyan ile irade arasındaki uyumu gözeten, işlemin emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olup olmadığını inceleyen tarafsız bir hukukçudur.
Noterlik işleminin temelinde şu evrensel ilkeler bulunmaktadır:
1-Hukuka bağlılık,
2-Tarafsızlık ve bağımsızlık,
3-Kimliğin doğru ve güvenilir biçimde tespiti,
4-İşlem ehliyetinin değerlendirilmesi,
5-Beyanın bilinçli ve serbest iradeye dayanması,
6-Tarafların işlemin hukukî sonuçları hakkında aydınlatılması,
7-Kişisel verilerin ve meslek sırrının korunması,
8-İşlemin kalıcı ve güvenilir biçimde kayıt altına alınması,
9-Hile, sahtecilik, baskı ve kötüye kullanımın önlenmesi,
10-Güçsüz ve korunmaya muhtaç tarafın gözetilmesi.
Noter, işlem yaparken yalnızca Noterlik Kanunu’nu değil; işlemin niteliğine göre Türk Medeni Kanunu’nu, Türk Borçlar Kanunu’nu, Türk Ticaret Kanunu’nu, aile ve miras hukukuna ilişkin hükümleri, kişisel verilerin korunmasına dair kuralları ve ilgili diğer bütün mevzuatı gözetmek zorundadır. Bu yönüyle noter, kendisine tevdi edilen kamu hizmetini hukuk düzeninin bütünü içinde ve ağır bir meslekî sorumluluk bilinciyle yerine getirir.
Noterin en önemli ve en hassas görevlerinden biri, açıklanan beyanın işlem sahibinin gerçek, bilinçli ve serbest iradesini yansıtıp yansıtmadığını değerlendirmektir. Kimliğin doğru tespiti tek başına yeterli değildir. Kimliği tespit edilen kişinin işlem yapma yeteneğine sahip olması; işlemin anlamını, kapsamını ve sonuçlarını kavraması; yanılma, aldatma, korkutma veya herhangi bir baskı altında bulunmaması da gerekir.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus, kişinin iradesine yönelik açık veya örtülü baskının tespitidir.
Yaşlılık, hastalık, zihinsel zayıflama, aile içi bağımlılık, ekonomik çaresizlik, üçüncü kişilerin yönlendirmesi veya fiziksel ve psikolojik baskı; kişinin dışarıdan bakıldığında usulüne uygun görünen bir beyanda bulunmasına rağmen gerçek iradesinin sakatlanmasına yol açabilir. Noter, böyle bir ihtimal karşısında pasif kalamaz. İşlem sahibini gözlemlemek, gerektiğinde kendisiyle yalnız görüşmek, işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayıp kavramadığını araştırmak, tereddüt hâlinde ek bilgi ve belge istemek ve serbest iradenin bulunmadığı kanaatine varırsa işlemi yapmaktan kaçınmakla yükümlüdür.
Bu görev, bir hukuk hâkiminin davadan feragat eden, davayı kabul eden veya sulh olan tarafın açıklamasının serbest iradeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmesine benzer. Zira hukuk düzeni bakımından önemli olan yalnızca bir beyanın açıklanmış olması değil, o beyanın kişinin özgür ve bilinçli iradesinin ürünü olmasıdır.
Noterin bu noktadaki dikkati; yaşlıların, engellilerin, okuma yazma bilmeyenlerin, ekonomik veya ailevi baskı altında bulunanların ve hukukî işlem karşısında zayıf durumda olan kişilerin korunması bakımından hayati önem taşır. Noter, güçlü olanın iradesini kayda geçiren değil; hukuk karşısında herkesin iradesini eşit derecede koruyan tarafsız bir güven makamıdır.
Noter belgelerinin hukuki değeri:
Noterlerin kanunî yetkileri kapsamında düzenleme veya onaylama biçiminde gerçekleştirdikleri işlemler, hukuk düzeninde güçlü bir ispat kuvvetine sahiptir. Kanunun öngördüğü şekilde düzenlenen noter senetleri, ilgililerin gerçek iradelerinin ve noter huzurunda gerçekleşen işlemlerin resmî kaydıdır. Düzenleme biçimindeki noter senetleri, kanunda öngörülen kapsamda sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliği taşırken; onaylama işlemleri de imza ve tarih başta olmak üzere kanunun tanıdığı ölçüde güçlü bir ispat güvencesi sağlar.
Ancak noterlik işleminin değeri yalnızca ispat hukukundaki kuvvetinden ibaret değildir. Noterlik belgesi; kamu makamlarının, mahkemelerin, gerçek ve tüzel kişilerin doğruluğuna güvenerek işlem yaptığı bir kamusal güven belgesidir. Bu belgenin arkasında noterin hukuk bilgisi, meslekî tecrübesi, tarafsızlığı, kişisel sorumluluğu ve devletin denetim gücü bulunmaktadır.
Noterlik işte bu nedenle bir “önleyici adalet” kurumudur. Mahkemeler çoğu zaman uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra devreye girer; noter ise uyuşmazlığın doğmasını engellemeye çalışır. Hâkim bozulan hukuk düzenini yeniden kurarken noter, hukuk düzeninin bozulmaması için çalışır. Bu bakımdan güçlü bir noterlik sistemi, güçlü bir yargının rakibi değil; onun en kıymetli yardımcısı ve tamamlayıcısıdır.
Bu işlevi ve misyonu gereği Çekişmesiz Yargı İşleri hususda yargının işleyişine katkısının neler olabileceği ve Noterliğin Geleceği noktasında ki değerlendirmelerime gelince:
Günümüzde adli makamlarımız ağır ve giderek artan bir iş yüküyle karşı karşıyadır. Hâkim ve savcılarımız, yoğun dosya sayısı içinde hakikaten yargısal değerlendirme gerektiren çekişmeli ve önemli uyuşmazlıklara yeterli zamanı ayırmakta güçlük çekmektedir.
Oysa taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlığın bulunmadığı, esas itibarıyla kimlik, irade, belge ve şekil denetimi gerektiren birçok çekişmesiz yargı işi; yargısal güvenceler korunmak, görev sınırları açıkça belirlenmek ve gerektiğinde hâkim denetimine başvurma yolu açık tutulmak suretiyle noterlik kurumuna bırakılabilir.
Bu yaklaşım, Avrupa’daki önleyici hukuk ve Latin noterliği anlayışının da temelini oluşturmaktadır. Noterlik kurumundan etkin biçimde yararlanılması;
1-Mahkemelerin iş yükünü azaltacak,
2-Hâkimlerin çekişmeli ve karmaşık uyuşmazlıklara daha fazla zaman ayırmasını sağlayacak,
3-Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmasına katkıda bulunacak,
4-Vatandaşın hukuk hizmetine daha hızlı ve kolay ulaşmasını mümkün kılacak,
5-İşlem maliyetlerini ve bürokrasiyi azaltacak,
6-Sahtecilik ve irade sakatlığı iddialarını önleyecek,
7-Hukukî öngörülebilirliği ve toplumsal güveni güçlendirecektir.
Buradaki amaç, yargı yetkisinin özünü oluşturan çekişmeli uyuşmazlıkları noterliğe devretmek değildir. Amaç; niteliği itibarıyla yargısal hüküm kurmayı gerektirmeyen, taraflar arasında çekişme bulunmayan ve noterlik güvencesi altında daha hızlı sonuçlandırılabilecek işleri doğru bir görev paylaşımıyla noterlik kurumuna tevdi etmektir.
Bu görev paylaşımı, yargıyı zayıflatmaz; aksine hâkimi gerçek yargılama faaliyetine yoğunlaştırarak adalet hizmetinin niteliğini yükseltir. Çünkü adaletin değeri yalnızca doğru karar verilmesinde değil, doğru kararın zamanında verilmesindedir. Geciken adaletin doğurduğu toplumsal maliyet ise yalnızca tarafların değil, bütün hukuk düzeninin omuzlarına yüklenir.
Gelelim Türk Noterliğinin Gücü ve Tarihî Sorumluluğuna:
Türk noterliği; hukuk eğitimi, uygulama tecrübesi, kurumsal hafızası, teknik altyapısı ve ülke çapındaki teşkilat yapısıyla bu sorumluluğu üstlenebilecek yeterliliğe sahiptir.
Noterlerin Adalet Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olmaları, Türkiye Noterler Birliğinin meslekî düzenleme ve denetim işlevi, işlemlerin güvenli elektronik sistemler üzerinden kayıt altına alınması ve noterlerin hukukî, cezai ve disiplin sorumluluğu; noterlik hizmetinin güvenilirliğini güçlendiren temel unsurlardır.
Vatandaşlarımızın noterlik kurumuna duyduğu güven ve noterlik belgelerine atfettiği itibar da bu kurumsal birikimin doğal sonucudur. Bu güven, bir günde meydana gelmemiş; yıllar boyunca tarafsızlıkla yerine getirilen kamu hizmetinin, meslek ahlakının ve hukukî sorumluluk bilincinin eseri olarak oluşmuştur.
Dijital çağda noterliğin görevi ortadan kalkmayacak; bilakis kimlik hırsızlığı, elektronik sahtecilik, yapay zekâ yoluyla oluşturulan yanıltıcı içerikler ve sınır aşan hukukî işlemler karşısında daha da önemli hâle gelecektir. Teknoloji, noterin yerine geçecek bir araç değil; noterin hukukî denetimini, erişilebilirliğini ve hizmet hızını güçlendirecek bir imkân olarak değerlendirilmelidir. Dijital dönüşümün merkezinde teknoloji değil, insan iradesinin ve hukuk güvenliğinin korunması bulunmalıdır.
Türk noterleri ve noterlik teşkilatı; yetişmiş kadrosu, hukukî donanımı, tecrübesi, teknolojik altyapısı ve çalışma azmiyle Türk milletine ve Türk yargısına daha fazla hizmet etmeye hazırdır.
Noterlik kurumu kendisine verilecek her görevi; varoluş felsefesine, tarihî misyonuna, hukukun üstünlüğü ilkesine ve kamu hizmetinin vakarına uygun biçimde yerine getirecek güçtedir. Yeter ki noterlik, yalnızca belge tasdik eden bir makam olarak değil; hukukî güvenliği sağlayan, irade özgürlüğünü koruyan, uyuşmazlıkları önleyen ve adalet hizmetinin etkinliğini artıran köklü bir hukuk kurumu olarak değerlendirilsin.
Çünkü güçlü noterlik, güçlü hukuk güvenliği; güçlü hukuk güvenliği ise güçlü devlet ve huzurlu toplum demektir.
Noterlik, geçmişten devraldığı şerefli mirası geleceğe taşıyan; insan iradesini belgeye, belgeyi güvene, güveni ise adalete dönüştüren köklü bir hukuk kurumudur.
Mehmet YILMAZ
YARGITAY ONURSAL ÜYESİ
NOTERLER BİRLİĞİ GENEL SEKRETERİ

























