GÖYNÜK PANAYIRI: BİR İLÇENİN HAFIZASINDA KALAN SONBAHAR

GÖYNÜK PANAYIRI: BİR İLÇENİN HAFIZASINDA KALAN SONBAHAR
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Göynük’te sonbahar, eskiden takvim yapraklarının gösterdiği tarihte başlamazdı.

Panayır yaklaştığında başlardı.

Dağların yamaçlarında sararan yapraklar, sabahları yükselen serinlik, bacalardan tüten duman ve çarşıya doğru artan hareketlilik…
Hele bir de şehir merkezinde yaşamıyorsanız köylerden uzaklardan geliyorsanız ilçeye panayır bambaşka anlamlar taşırdı, haberlerden sürekli hava durumu dinlenirdi “Yeren ya yağışlı gidese penayir omasa niparız bıldır hiç hora geçmedi” cümleleri sık sık duyulurdu dost meclislerinde.
Herkes için farklı anlamlar taşısa da bir başka telaş sarardı ilçeyi. Köy yollarından at arabaları görünmeye başlar, eşeklerin sırtında yükler taşınır, kimi köylü günler öncesinden hazırlığını yapar, esnaf dükkânının önünü temizlerdi.
Çünkü Göynük Panayırı yaklaşmıştı.
Ve panayır demek, o yıllarda yalnızca birkaç gün süren alışveriş demek değildi.
Panayır, Göynük’ün kalbinin daha hızlı attığı günlerdi.

BİR ÇİFT AYAKKABI İÇİN BEKLENEN GÜN

1930’lu, 1940’lı, 1950’li yılların Göynük’ün köylerinde  bir çocuk düşünün…

Üzerinde annesinin diktiği bir mintan, ayağında artık eskimiş bir çift gara lastik…

Ayakkabısının tabanı incelmiş.

Yağmur yağdığında su alıyor.

Kış yaklaşırken babası ona bir söz vermiş:

“Panayır gelsin, sana yeni ayakkabı alacağız.”

Çocuğun dünyasında artık bütün zaman panayıra göre ölçülüyor.

“Panayıra kaç gün kaldı?”

Her sabah…

Her akşam…

Babasına aynı soru.

Belki baba her seferinde gülümseyerek:

“Az kaldı ulanım…”

diyordu.

Ama çocuk için o gün bir türlü gelmek bilmiyordu.

Sonunda beklenen sabah geldi.

Göynük’ün sokakları her zamankinden daha kalabalıktı.

Köylerden gelen at arabaları…

Üzerlerinde çuvallar, sepetler, sandıklar…

Çarşıya doğru yürüyen insanlar…

Bir yanda hayvanlarını getiren köylüler, diğer yanda dükkânının önünde müşterisini bekleyen esnaf…

Ve çocuk…

Babasının elinden sımsıkı tutmuş, gözleriyle her şeyi içine çekiyordu.

Onun gözü ne at arabasındaydı ne hayvan pazarında.

Ne de satıcıların bağırışlarında…

Onun gözü ayakkabılardaydı.

Bir tezgâhın önünde durdular.

Babası birkaç çift ayakkabıya baktı.

Fiyat sordu.

Pazarlık etti.

Çocuk sessizce bekledi.

Sonunda babası beğendiği ayakkabıyı aldı.

Çocuğun yüzündeki sevinç, o gün panayırdaki bütün renklerden daha parlaktı.

Ayakkabılarını hemen giymek istedi.

Eski ayakkabılarını eline aldı.

Yeni ayakkabılarıyla birkaç adım attı.

Sonra dönüp babasına baktı.

Belki hiçbir şey söylemedi.

Ama o bakışta koca bir cümle vardı:

“Teşekkür ederim baba…”

Yıllar geçti.

Ayakkabılar eskidi.

Çocuk büyüdü.

Panayırın tezgâhları değişti.

At arabalarının yerini motorlu araçlar aldı.

Fakat o çocuğun hafızasında bir şey hiç değişmedi:

Babasının elini tuttuğu o panayır günü.

İşte Göynük Panayırı’nın gerçek hikâyesi biraz da budur.

Belki de yıllar sonra o çocuk, kendi çocuğuna “Ben de senin yaşındayken panayırı beklerdim” diyecek. İşte gelenek böyle yaşar: Bir çocuğun sabırsız bekleyişiyle, bir esnafın tezgâhındaki umutla, bir kasabanın ortak hafızasıyla.
Bugün modern alışveriş merkezleri, online siparişler ve hızlı yaşam temposu geleneksel panayırları zorlasa da Göynük Panayırı hâlâ dimdik ayakta. Çünkü o, sadece mal satılan bir yer değil; insanların birbirine “Merhaba” dediği, çocukların hayallerini kurduğu, geçmişin izlerinin bugüne taşındığı bir meydandır. Göynük’ün tarihi dokusuyla, insanı sıcaklığıyla ve panayırın rengârenk coşkusuyla birleşen bu gelenek, ilçenin en değerli miraslarından biridir.
O halde her ekim ayında panayır kurulduğunda, sadece alışveriş yapmaya değil; o küçük çocukların umutlarına, esnafın emeğine ve Göynük’ün asırlık ruhuna da sahip çıkmaya gidelim. Çünkü panayır bitince geride kalan, sadece boş tezgâhlar değil; paylaşılan bir hikâye, güçlenen bir bağ ve yaşatılan bir tarihtir.
Panayırın İlçeye katkısı saymakla bitmez. Yerel üreticiler ve esnaf için panayır, yılın en önemli kazanç kapılarından biridir. Ahşap kaşık ustaları, yöresel ürün satıcıları, tuhafiyeciler bu birkaç gün içinde hem geçimlerini sağlar hem de ürünlerini daha geniş bir kitleye tanıtır. Çevre illerden gelen ziyaretçiler, Göynük’ün tarihi sokaklarını, Zafer Kulesi’ni, Osmanlı evlerini gezerken turizme de can suyu olur. Cittaslow unvanlı bu sakin kasaba, panayır sayesinde bir kez daha hareketlenir; sosyal bağlar güçlenir, yıllardır görüşmeyen akrabalar, eski komşular bir araya gelir. Kısacası panayır, sadece alışveriş değil; Göynük’ün kimliğini canlı tutan, geçmişi bugüne bağlayan bir ritüeldir.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.