Kimsesizlerin Kimsesi: 29 Ekim

Kimsesizlerin Kimsesi: 29 Ekim
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Değerli okurlar, öncelikle sizleri saygıyla selamlarım. Bugün sabah uyandığınızda pencereden dışarı şöyle bir baktınız mı? Balkonlardan sarkan o al bayrakların rüzgârla ettiği dansa, sokaklarda koşturan çocukların ellerindeki kâğıt bayrakların hışırtısına kulak verdiniz mi? İşte o hışırtı, o tatlı rüzgâr sadece takvim yapraklarındaki bir kutlama değil; tam yüzyılı aşkın süredir ciğerlerimize çektiğimiz en derin, en özgür nefesin ta kendisidir. Bizim için Cumhuriyet, tarih kitaplarında altı çizili kalmış soğuk bir yönetim biçimi, ezberlenecek bir sınav sorusu değildir. Anadolu'nun kavrulmuş topraklarında, yoksulluğun ve yorgunluğun dibe vurduğu bir anda küllerinden doğan bir halkın, "Ben de varım, kendi kaderimi kendim yazarım." deme inadıdır. Ayakkabısı delik ama gözleri çakmak çakmak parlayan o vatan evlatlarının, kara tahta başında yeni harfleri heceleyen teyzelerin, köyden çıkıp dünyanın en iyi doktoru, mühendisi, sanatçısı olan o pırıl pırıl gençlerin hikâyesidir. Gazi Mustafa Kemal'in o meşhur sözüyle hakikaten "kimsesizlerin kimsesidir" Cumhuriyet. Sırtını yaslayacak bir beyi, bir ağası, bir torpili olmayanların sadece kendi emeğine yaslanıp "Ben bu ülkenin eşit ve onurlu bir vatandaşıyım." diyebilme gücüdür.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının bize bıraktığı bu emanet, aslında bize yazılmış bir güven mektubudur. Bize inandılar, "Bu millet en iyisine, en güzeline layıktır." dediler. O mavi gözlerdeki kararlılık sadece bir coğrafyayı düşmandan temizlemekle kalmadı; zihinlerdeki zincirleri, yüzyılların karanlığını da kırıp attı. Bugün kız çocuklarımız okullarına kitaplarını kucaklayarak gidebiliyorsa, kadınlarımız hayatın her alanında başı dik, özgürce var olabiliyorsa bu, o gün Çankaya'da atılan o eşsiz imzanın ve edilen o devrimin eseridir. Elbette zaman zaman yoruluyoruz; bazen hayat gailesi içinde yolumuzu kaybediyor gibi hissediyor, bu büyük mucizenin kıymetini gündelik dertlere kurban edebiliyoruz. Ama her 29 Ekim sabahı o gizli pusula tekrar çalışmaya başlıyor içimizde. Sokağa çıktığımızda tanımadığımız insanlarla aynı marşa eşlik ederken gözlerimizin dolması, tüylerimizin ürpermesi boşuna değil. Biz o sabah, omuz omuza verdiğimizde neleri yenebileceğimizi hatırlıyoruz. Farklılıklarımızın değil, bizi biz yapan o büyük birliğin, o kırmızı-beyaz sevdanın etrafında kenetleniyoruz.

Bugün bayramımız var bizim. En büyük, en gururlu, en içten bayramımız. Gelin bugün kederleri, günlük çekişmeleri, yorgunlukları bir kenara bırakalım. Bir çocuğun başını okşar gibi, yıllardır görmediğimiz canım bir dostla kucaklaşır gibi sarılalım Cumhuriyet'e. Onun bize verdiği aydınlık yolda, Atamızın izinde; aklın, bilimin ve vicdanın ışığında yürümeye devam edeceğimize birbirimize sessizce söz verelim. Yaşasın hürriyet, yaşasın tam bağımsızlık! Bize insan olmanın, vatandaş olmanın, hür yaşamanın onurunu veren Cumhuriyet'imiz kutlu olsun. Nice güzel, güneşli, aydınlık yarınlara. 

Sevgilerimle.

 


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.