Kararan Yarınlar

Kararan Yarınlar
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Sevgili okurlar,

Bugün klavyenin başına geçerken içimde koca bir dağ, boğazımda yutkunamadığım ağır bir düğüm var. Bazen kelimeler, yaşanan acıyı tarif etmeye yetmez; harfler yan yana gelmekten utanır, cümleler paramparça olur. İşte bugün, yurdumuzun bir başka köşesinden gelen o kahredici haberle tam da böyle bir çaresizliği iliklerimize kadar hissettik.

Düşünün ki bir okul… Bahçesinde gencecik fidanların koşuşturduğu, koridorlarında yarınlarımızın, umutlarımızın yankılandığı o kutsal çatı. Ve o çatının altında, ömrünü çocuklara, eğitime adamış bir öğretmen. İşin en acı, yüreği en çok yakan tarafı ise, bu fedakâr öğretmenin hayatına kasteden kişinin kendi canından, kanından biri, öz yeğeni olması. İnsanın gerçekten nutku tutuluyor. Bir yeğen, kendi kanından bir cana nasıl böyle kıyabilir? Hele ki bir eğitim yuvasının orta yerinde, gencecik lise öğrencilerinin o dehşet dolu bakışları arasında bu nasıl bir cinnettir?

Bizler burada, Göynük’ün tarih kokan, huzur veren sokaklarında, kendi halinde yaşayan insanlarız. Ahilik kültürünün, sevginin ve büyük bir saygının mayaladığı bu topraklarda, öğretmenin yeri hep başkadır. Özellikle köy okullarımızdaki o cefakâr öğretmenlerimiz gibi yurdun dört bir yanında görev yapan tüm eğitimcilerimize derin bir minnet duyarak, onlara “eti senin kemiği benim” teslimiyetiyle çocuklarımızı emanet ediyoruz. Öğretmen demek; ana demek, baba demek, karanlıkta yol gösteren bir fener demekti.

Peki ne oldu bize? Ne ara bu kadar koptuk o güzelim değerlerimizden? Ne ara şiddet, en mahrem, en güvenli saydığımız sınırları, okul kapılarını bile aşıp pervasızca içeri sızdı?

O okulun kapısında yaşananlar, zihnimde korkunç bir fotoğraf karesi gibi asılı kaldı. Okulun soğuk demir parmaklıkları, kapıda bekleyen çaresiz kalabalık, jandarmamız, polisimiz… Bir okul kapısında o üniformaların; korumak, yaşatmak için çırpınan güvenlik güçlerimizin cinayet nöbeti için, olay yeri incelemesi için bulunması hepimizin ortak ayıbı, hepimizin kanayan yarasıdır. O koridorlarda neşeli zil sesi yerine silah sesinin yankılanması, bir toplumun vicdanında açılan en derin, en korkunç gediklerden biridir.

Bu yaşananlar sadece adli bir vaka, akşam haberlerinde izleyip geçeceğimiz sıradan bir asayiş bülteni haberi değil dostlar. Bu, aile içi öfkenin, dizginlenemeyen hırsın ve gözü dönmüşlüğün artık hiçbir kutsal tanımadığının en acı ispatı. Eğer bir toplumda şiddet, elini kolunu sallayarak eğitim yuvalarına kadar fütursuzca girebiliyorsa, şapkamızı önümüze koyup çok ama çok uzun düşünmemiz gerekiyor. Biz nerede yanlış yapıyoruz? Hangi ara insanlığımızı, merhametimizi, o köklü ve masum saygımızı kaybettik?

Bugün, toprağa düşen sadece bir can değil; hepimizin geleceğinden, umudundan koparılan koca bir parçadır. O değerli öğretmenimize Allah’tan sonsuz rahmet; kederli ailesine, o travmayı gencecik yaşlarında omuzlamak zorunda kalan öğrencilere ve tüm eğitim camiasına sabırlar diliyorum.

Dilerim ki bu tarifsiz acı, artık derin uykumuzdan uyanmamız, giderek normalleşen bu şiddet sarmalına karşı sarsılmaz, tek yürek bir duvar örmemiz için son ikazımız olur. Zira toplum olarak kaybedecek bir canımız, şiddete kurban edilecek tek bir okul bahçemiz daha kalmadı.

Tüm öğretmenlerimize ve değerli okurlara saygılarımla,

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.