Biz Çocukken…

Biz Çocukken…
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Kıymetli okurlar, sevgili hemşehrilerim...

Bugün çayımı demleyip, pencereden bizim memleketin o güzelim yeşiline, Göynük’ün o puslu ama bir o kadar da huzur veren sabahına bakarken, dilime eski bir şarkının sözleri takıldı. Hani hepimizin kalbinin en kuytu köşesine dokunan o mısralar var ya: "Biz çocukken ne güzel çiçekli kırlardık..."

Sahi, ne güzel çocuklardık biz. Şöyle bir anlığına gözlerinizi kapatın ve o eski günlere dönün. Göynük'ün o tozlu yollarında sabahtan akşama kadar koşturduğumuz, dizlerimizin kanamasına zerre aldırmadığımız o telaşsız, o dertsiz zamanlara... 

Üstümüz başımız çamur içinde kalırdı ama içimiz suları berrak bir pınar gibiydi. Bir dal parçasını kılıç, iki taşı kale yapar, sabahtan akşama kadar o kurduğumuz dünyada krallar gibi yaşardık. 

Menfaat nedir bilmezdik, kimsenin arkasından hesap kitap yapmaz, yarını düşünmezdik. Bizim için dünya sadece oyundan, güvenden ve sevgiden ibaretti. Bir masalda saklanan günahsız meleklerdik gerçekten; rengarenk düşleri olan, gökyüzüne bakarken kanatlanıp uçacağını sanan o özgür kuşlar... O vakitler bizim için her mevsim yazdı; hep aşk, hep sevdaydık.

Sonra ne oldu dostlar? Her gün döndü dünya... Döndü, döndü ve biz o masumiyet oyunundan, o çiçekli kırlardan birer birer çekilip alındık. O berrak pınarların yerini, hayatın o bitmek bilmeyen telaşları, geçim dertleri, resmi evraklar, fatura kuyrukları, yetişilmesi gereken mesailer ve yorgunluklar aldı. 

Büyümeyi bir marifet, varılacak en güzel menzil sanırken, meğer o memleketin yamaçlarında bıraktığımız çocukluğumuzmuş hayatın en güzel çağı. 

Ne çabuk inandık büyüdüğümüze, ne çabuk unuttuk o saf halimizi...

Bugün hangimiz zamanın o kırık aynasının karşısına geçip şöyle uzun uzun kendine bakmaya cesaret edebilir? O aynaya baktığımızda gördüğümüz, o eski pervasız, neşeli çocuk değil maalesef. Solgun yılların, çekilen sıkıntıların omuzlarımıza yüklediği yorgun bir gölge duruyor karşımızda. Gözlerimizin etrafındaki o ince çizgilere bakıp dudaklarımızdan dökülen o meşhur soruyu soruyoruz hepimiz: "Kimdik, kim olduk biz?"

Hayatın acımasız çarkları arasında koştururken, o aynadaki gölge dönüp bize usulca fısıldıyor: "İşte bu senden geriye kalan." O an insanın içinden derin, çok derin bir "Vay be!" kopuyor. Hayatın elinde ne kadar biçare, zamanın karşısında ne kadar aciz olduğumuzu iliklerimize kadar hissediyoruz. 

Aynanın sırrı dökülmüş, gençliğin yeli geçmiş ve geriye sadece yorgun bir insan kalmış gibi hissediyoruz.

Ama durun, yazıyı burada, bu hüzünlü ve boynu bükük yerde bitirmeyeceğim. Çünkü bizim kanımızda, bizim toprağımızda umutsuzluğa yer yok. Şarkının o can alıcı yeri, bize asıl reçeteyi, asıl ilacı veriyor: "Asla bitmez hayatta güneşli yarınlar, Her yürekte yaşayan bir çocuk varsa umut var!"

Zaman yüzümüzü kırıştırabilir, hayat omuzlarımıza tonlarca yük bindirebilir. Gölgemiz yorgun düşebilir, adımlarımız eskisi kadar hızlı olmayabilir. Fakat o göğüs kafesimizin altında çırpınan kalpteki çocuğu yaşatmak, tamamen bizim elimizde. Sokakta koşan bir çocuğu gördüğümüzde gözlerimizin içi gülüyorsa, yeni demlenmiş bir çayın kokusu içimizi ısıtıyorsa, bir bahar sabahı yüzümüze vuran güneşe ya da bereketiyle yağan yağmura şükredebiliyorsak... O çocuk hala orada, bizimle beraber nefes alıyor demektir.

Sevgili okurlar, o kırık aynada yorgun gölgemize bakıp hayıflanmak yerine, içimizdeki o neşeli çocuğa sıkıca sarılalım. O çocuğu dünyanın kahrına ezdirmeyelim; onun merhametini, onun saf sevgisini kaybetmeyelim. 

Çünkü dünya ancak o çocukların gözünden bakabildiğimiz sürece yaşanabilir, güzel bir yer olacak.

Kalın sağlıcakla; içinizdeki o pırıl pırıl çocuğun ellerini hiç bırakmadan, her yeni güne umutla uyanarak...

Sevgilerimle,


 

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.