"KEŞKE" TRENİNDE BİR GECE YARISI
- Telegram
Uzun zamandır kitap okurum. Allah var iyi de bir okuyucuyumdur. Hatta bilimsel kanıtlarla destekleyemeyeceğim, fakat neredeyse emin olduğum bir şey var ki o da içimdeki okuma sevgisini Tom Miks – Texas tabir edilen çizgi romanlara borçluyumdur. Öğretmen olan rahmetli annem beni çizgi roman okumaktan hiçbir zaman alıkoymadı. Sadece zaman zaman “dersini çalış” direktifi ile buna bir miktar sınır koydu o kadar. Yüzbaşı Tom Miks’in teğmen rütbesinde olduğu dönemleri bilirim yani, o derece...
Tom Miks – Texas çizgi romanlarından başka bir yazıda bahsederiz. Asıl konumuza dönmek gerekirse eğer, bu yazımda sizlerle son okuduğum romanla ve o romanın bende uyandırdığı duygularla ilgili bir şeyler paylaşma niyetindeyim.
O roman Matt Haig’in Gece Yarısı Treni adlı romanı. Daha önce yazarın benzer bir konsepte sahip Gece Yarısı Kütüphanesi adlı romanını da okumuş, üslubunu çok sevdiğimden İnsanlar adlı romanını da almış, ancak okumayı ileriki günlere ertelemiştim.
Gece Yarısı Treni de yazarın o tanıdık çizgisinde insanı kendi iç muhasebesiyle baş başa bırakan güzel bir eser. Hikayenin kahramanı olan Wilbur’un 80 küsur yıllık yaşantısının ardından çıktığı tren yolculuğu, aslında hepimizin zihninde zaman zaman yolculuk ettiği "keşke" ve "galiba" trenlerini andırıyor. İnsanın geçmişteki haline müdahale edemeden, sadece bir izleyici gibi kendi hatalarını, kaçırdığı anları, baştan savma hareketlerini izlemek zorunda kalması muazzam bir psikolojik gerilim ve aslına bakarsanız bir tür yüzleşme.
Adına hayat gailesi dediğimiz girdabın içinde dönüp dururken, neleri kaçırdığımızın ya da neleri ertelediğimizin farkına varamıyoruz. Deyim yerindeyse “gözümüz açıldığında" da çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor.
Yazar da anlattığı hikayede bir vesile ile bu ertelenmişliklerin farkına vardığında insanın "O gün o kararı vermeseydim..." ya da "Keşke o cümleyi kursaydım..." dediği o genelde pişmanlık içeren gece yarısı düşüncelerini kağıda dökmüş.
Fiziğin anlayabildiğimiz kanunlarına göre zamanda yolculuk edemez, geçmişe gidemeyiz; gidebilsek bile olaylara müdahale etmemiz mümkün değildir. Zira yapabilseydik bu müdahalelerin etkisi Brezilya’da kanat çırpan kelebeğin Çin’de tayfuna sebep olması gibi bir kelebek etkisine dönüşürdü.
İşin bir de uhrevi boyutu var: Geçmişe müdahale edebilmek ancak tanrısal bir gücün elinde olması gereken bir yetenek olmalı. Yoksa herkesin geçmişinde beğenmediği şeyleri düzeltmeye çalışması bir düzeltmeden çok bir kaosa sebep olurdu.
Yine de fıtratımızda var olan bir özellikten ötürü geçmişteki -genel ifade ile- hatalarımız bize gösterildiğinde bir şans daha istemeyecek çok az kişi çıkar aramızdan.
İşte tam da bu yüzden hayatın tadını ancak genç bir bedende yaşlı bir zihinle çıkarabiliriz. Türkçemizde de benzer bir ifade var: Şimdiki aklım olsaydı…
Tüm bunların ışığında acizane tavsiyem yaşadığınız hayatın tadına varmaya çalışın. Çünkü çok sevdiğim bir manevi şahsiyet olan Bişr-i Hafî’nin ifadesi ile “Dün öldü, bugün can veriyor, yarınsa henüz doğmadı". Öyleyse carpe diem, başka da bir şey demiyem!..
*Carpe diem : Günü yakala, anı yaşa anlamındaki Latince söz öbeği.

























