KULAK MAHKUM RADYO GARDİYAN

KULAK MAHKUM RADYO GARDİYAN
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Gün içerisinde hasbelkader radyo dinliyorum. Dikkat ediyorum da; kulağıma çalınan melodiler, şarkılar, şarkıcılar hep aynı. Üç aşağı beş yukarı, neredeyse aynı saatlerde aynı şarkıları çalıyor radyodaki DJ'ler.

Bakın sayayım, siz de bana hak vereceksiniz:

• Hadise - Ne Oldu• Semicenk - Çıkmaz Bir Sokakta• Sefo & Demet Akalın - Yerinde Dur• Manifest & Ajda Pekkan - Hileli• Mert Demir - Ateşine Düştüm• Zeynep Bastık - Lan• Blok3 - Aklına Ben Geleceğim vb...

"En çok dinlenenler", "Top 10", "Top 20" gibi janjanlı isimler veriyorlar bir de bu listelere. Aslında "dayatılan listeler", "bizim seçtiklerimiz" hatta "yapım şirketinin canlıyı bastırmasıyla en çok dinlenen dediğimiz listeler" diye adlandırılsa çok daha doğru olacak sanki.

Yanlış anlaşılmasın, hiçbir müzisyenle ya da müzik parçasıyla derdim yok. Aksine bir memlekette müzikal eserlerin —hadi müzikle sınırlandırmayalım, sanatsal ürünlerin— üretilme sayısı ne kadar yüksekse; o memlekette siyaset gibi, magazin gibi beş kuruş etmeyecek olgulara atfedilen değer de o kadar düşeceğini düşünüyorum.

İşin bu boyutu ayrı bir yazının konusu. Benim derdim, yazımın başında da belirttiğim gibi hep aynı insanların, hep aynı şarkıların "en çok dinlenenler" kategorisinde insanlara sunulması.

"Derdini sevsinler senin" dediğinizi duyar gibi oldum. Ne diyeyim, siz de haklısınız.

Günümüzde üzerinde uzun uzun çalışılıp büyük lansmanlarla müzikseverlerin beğenisine sunulan ve adına "albüm" denilen eserlerin artık ortaya konulmadığı bir gerçek. Telif hakkı filan gereksiz (!) şeyler görüldüğünden, piyasaya sunulan albümlerin derhal dijital platformlara yüklenmesi hem sanatçıya hem yapımcıya zarar veriyor.

Albüm konsepti öldü. Çünkü artık sanatçılar geniş kapsamlı bir eser sunmak yerine; sosyal medyada 15 saniyelik videosu çekilsin diye nakarat odaklı, çabuk tüketilen "single"lar üretiyor. Yani müzik artık dinlenmek için değil, hızlıca tüketilip atılmak için var.

Haliyle uzun soluklu, ruhu olan albümlerin yerini; üç ayda bir üretilen, neredeyse birbirinin kopyası olan ve nakaratı akılda kalsın diye bin dereden su getirilen "single"lar aldı. Ne derinlik kaldı ortada ne de bir arayış... Radyolar aynı, listeler aynı, ritimler aynı.

Uzun lafın kısası dostlar; bize "en çok dinlenenler" diye sunulan şey, aslında en çok dayatılanlardan başka bir şey değil. Kulaklarımız da hayatımızdaki birçok şey gibi teslim alınmış durumda.

Bu durumda bize de radyoyu kapatıp; tozlu raflardaki eski bir kasetin ya da plağın cızırtısında "özgürce" müzik dinleyeceğimiz günlerin hayalini kurmak kalıyor.

Göynük Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazıları, yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Her köşe yazısı yalnızca yazarı sorumluluğundadır ve Göynük Gazetesi'nin kurumsal görüşünü temsil etmez.
Yazılarda dile getirilen fikir, eleştiri ve değerlendirmeler, düşünce özgürlüğü çerçevesinde yayımlanmaktadır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

2 yorum yapılmış

  • Me like (13 saat önce)
    Şarkıda sözlerinin sıradanlığı da cabası
    %100
    %0
    Yanıtla
  • Tansel KARAKAYA (4 saat önce)Me like isimli kullanıcı yorumuna
    Hav hav hav diye şarkı (!) var hocam. Oysa örneğin, 14 Ekim'de yani dün vefat etti, Alpay'ın o kadife sesi ile söylediği şarkıların sözlerini ezbere bilmiyor muyuz? Eylül'de Gel, Fabrika Kızı ve niceleri... Yazıda da dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştığım gibi, günümüzün tüketim odaklı davranış kalıplarına hizmetkar olmuş endüstriyel bir şey var karşımızda, müzik diye yutturulmaya çalışılan... Tereciye de tere satar gibi oldu bu yorum ama sürç-ü lisan ettimse affola!
    0
    0
    Yanıtla