UNVAN MI İNSAN MI?
- Telegram
Uzunca bir süredir deyim yerindeyse nadasa bıraktığım, olgunlaşmasını beklediğim bir yazıyı sizlerle paylaşmak isterim.
Hepinizin malumu olan bir kıssa vardır: Adam, sürekli oğluna sen adam olamazsın dermiş. Günümüz çocuklarına “aman psikolojisi bozulmasın” düşüncesi ile pek de söylenmesi mümkün olmayan bir söz öbeği bu. Ama hikâye bu ya, bu adam dermiş işte. Artık adam olacak dana b*kundan belli olur düşüncesi mi etkili oldu, bilemeyiz. Aradan yıllaar yıllar geçmiş ve bu hitaba maruz kalan oğul, olur ya, gitmiş hükümdara vezir olmuş. Vezir olunca ilk icraatı da yıllar yılı kendisini, sen adam olamazsın hitabıyla rencide ettiğini düşündüğü babasını makamına yaka paça getirtmek olmuş. Hem de askerler eşliğinde eli kolu bağlı vaziyette... Babasını mevcutlu getirtmiş makamına anlayacağınız! Adamcağız ne olduğunu hala anlamamış ama arkası dönük vaziyette pencereden dışarı bakan vezir, yani oğlu ağır ağır yüzünü dönmüş ve “Selam sana eyy baba! Nasıl, rahat geldin mi?” diye sormuş. Cevap beklemeksizin de eklemiş: “Hani bana yıllar boyunca adam olamazsın demiştin ya… Bak ben koskoca vezir oldum. Pişman mısın söylediğine?” Baba şöyle bir bakmış vezir makamını işgal eden oğluna ve demiş ki: “Oğul ben sana vezir olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim!!!”
Hikâye bize hep buraya kadar anlatıldı. Baba gayet ağır bir biçimde lafı gediğine koyduğunda bitirildi. Sonrasında ne olup bittiği hikâyeyi dinleyenlerin hayal gücüne bırakıldı. Acaba vezir olmuş ama adam olamamış oğul nedamet getirip babasından af mı diledi? Yoksa babasının öngörüsünü haklı çıkarırcasına son bir darbe daha diyerek babasının boynunu mu vurdurdu, bunu bilemiyoruz. İkinci seçenek daha yakın geliyor bana. Derler ya liyakatsizi padişah etmişler, önce babasını kesmiş!
Bizde âdettendir; “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna iri kıyım cevaplar vermekten biraz zevk alırız. Başbakan, vali, astronot, doktor… Bir kişi de çıkıp “Ben adam olacağım” demez. Aslına bakarsanız demelidir…
Asıl mesele vezir olmak değil, vezir gibi davranabilmek...
Makamla büyüyen değil, tavrıyla, duruşuyla hatta tevazusuyla büyüyen insan lazım bizim memlekete. Göynük gibi sınırları içine girer girmez manevi atmosferi ile insanı sarıp sarmalayan güzide bir yerde bile sıra numarası almadan bankada, hastanede milletin sırasını gasp eden, “hamili kart yakinimdir” yazılı kartvizitler taşıyarak muteber kişi maskesiyle dolaşanların sayısı çoksa eğer, vezir olsa ne olur, vezir makamında çay kahve içse ne olur!
Üniversiteyi bitirmiş ama insan ilişkilerinden sınıfta kalmış, özgeçmişinde üç dil yazan ama ana babasına, büyüklerine iki çift tatlı söz edemeyen tiplerin sayısının azımsanmayacak ölçüde çoğaldığına şahitlik ediyoruz. Adamlığın ise okulu, diploması yok, ama eksikliği her yerde hissediliyor.
İğneyi başkalarına batırdık, çuvaldızı kendimize çevirelim. Bugün biri bize “Sen adam olmuşsun” dese, sevinir miyiz, gurur mu duyarız bu ifadeden? Yoksa “Ben zaten adamdım” diyerek yüksek egolu bir cevap mı veririz? Adamlık, büyüklükten değil, basitlikten geçer bazen. Karşıdan karşıya geçenlere yol vermekten, yaşlı ya da düşkün birine menfaat gözetmeksizin yardım etmekten, bir çocuğun başını okşamaktan, konumu ne olursa olsun insanlara karşı üslubumuza dikkat etmekten… Rahmetli annemin sıkça söylediği bir söz vardı: İnsan büyüdükçe küçülmeli derdi. Bendeniz de bir ekleme yapıyorum: Boş başaklar dik durur, dolu olanlar ise eğilir...
Hikayedeki “Vezir olamazsın” kısmı kariyere, “adam olamazsın” kısmı ise karaktere dokunur. Biri özgeçmişe yazılır, diğeri mezar taşına. Vezir olmak da güzeldir, ama adam olmak daha güzeldir. İnsan bazen en yüksek makamlara çıkar ama kendine inemez. Oysa gerçek yolculuk yukarıya değil, içeriye doğrudur. Ve kim bilir, belki de en büyük unvan, ardımızdan fısıldanan o sade cümlede saklıdır:
“İyi insandı…”
(Yazarın Notu: Yazıda devamlı surette adam ifadesi kullandığımız için cinsiyetçilikle suçlanabiliriz. Buradaki adam kelimesi erkek ya da kadını değil düpedüz kâmil insanıbetimlemektedir. Yazarın Notunun sonu)

























