SOYADINDAN ÖNCE LAKAP VARDI
- Telegram
Bazen düşünüyorum da, takriben kırk – kırk beş yıl önce insanlar lakap takarken çok acımasızdı. Günümüzde piyasaya sunulan ürünlere isim koyma konusunda bile (ırk ayrımcılığını çağrıştırıyor diye yakın zamanda Eti Negro'nun ismi Nero'ya dönüştürülmüştü hatırlarsınız) çeşitli çevrelerin gösterdiği hassasiyet göz önüne alındığında eskiden takılan lakapların acımasızlık seviyesi daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.
İnsanların bedensel ya da zihinsel engelleri lakap olarak kullanılırdı mesela. Benim de çocuk yaşlarından itibaren kullandığım gözlük nedeniyle sıkça maruz kaldığım dörtgöz ya da görece büyük kulaklarım nedeniyle karşılaştığım kepçe gibi, konuşma engeli bulunan kişileri betimlerken kullanılan samut gibi, bir elini ya da kolunu kullanamayanlar için kullanılan çolak ya da ayağı aksayanlar için kullanılan topal gibi, çocukluğumuzda tüm yaşıtlarım gibi benim de gölgesinden bile korktuğum Deli Hasan gibi... Bu kötü örnekleri çoğaltmak mümkün ama ben uzatmayacağım.
Bir başka acımasızca lakap takma durumunu da kırsal kesimde, köylerde görürsünüz.
Mesela adam hasbelkader ortalık yerde gaz çıkarmışsa onun adı artık Zartlak Mustafa’dır. Fakir bir adamsa lakabı Metelik Mehmet olabilir. Adamın lakabı Oralet Cemil, biraz fazlaca sarışın olmasından dolayı. Fazlaca göz kırpma gibi bir rahatsızlığı olan Ragıp amcaya Selektör Ragıp diyor da olabilirler. Camiden ampul aşırırken yakalanan Süleyman amcanın lakabı da Edison Süleyman'dır mesela! Beni en çok şaşırtan lakaplardan biri de Format Hüseyin’di. Adamı bilgisayarcı zannederdim ama kazın ayağı öyle değilmiş: Köyden Şevket amcayla kavga ederken adamcağıza öyle bir yumruk atmış ki Şevket amca geçici olarak hafızasını yitirmiş. Adamın ismi olmuş Format Hüseyin...
Dedemler 4 kardeşti. Büyükten küçüğe lakapları; Paket Ali (kilolu olduğundan muhtemelen), Sinsi Veli (lakabıyla müsemma), Alaman İsmet (sarışın ve mavi gözlü olduğundan) ve Şeytan Hikmet (iyimser olmak gerekirse askeri geçmişinden dolayı hareketli biri olmasından zannımca) şeklindeydi...
Kimi zaman bu kötü lakaplardan bunalan ve maddi durumu müsait olanların hacca giderek otomatikman lakabını “hacı”ya çevirdiğini de görürsünüz. Sümsüklerin Hayriye teyzenin, Arabistan dönüşü Hacı Hayriye'ye dönüştüğüne şahit olmuş olabilirsiniz. Hacca gitmeye maddi durumu el vermeyenlerin de hac mevsiminde ortadan yok olup sürenin bitiminde o zamana kadar taşımak zorunda kaldığı lakabını sıfırlayarak ortaya çıktığı bile rivayet edilir.
Günümüzde bu seçenek biraz zor. Çünkü hac sırasına bugün girseniz 10-12 yıl kurada çıkmayı beklemek zorunda kalırsınız. O kadar zaman geçene kadar da kim öle kim kala!
Demem o ki, eskiden bir lakaptan kurtulmanın bedeli ya hacca gitmek ya da yıllarca o yükü taşımaktı. Bugün kimse kimseye 'Edison Süleyman' veya “Zartlak Mustafa” demiyor belki ama geçmişin o filtresiz ve acımasız mizahı hâlâ hafızamızın bir köşesinde duruyor. Hac kurasını beklemeye ömrü yetmeyenlerin ruhu şâd olsun; ne diyelim, lakabımız ne olursa olsun adımız güzel kalsın!

























